Kalp çarpıntısı (palpitasyon); stres, aşırı kafein tüketimi, tiroid problemleri, kansızlık veya kalbin kendi elektriksel sistemindeki bozukluklar nedeniyle kalbin beklenenden daha hızlı, düzensiz veya kuvvetli atması sonucu hissedilen rahatsız edici bir durumdur. Kalp çarpıntısına iyi gelen uygulamalar arasında derin nefes egzersizleri (vagal manevralar), yüze soğuk su çarpmak, potasyum ve magnezyumdan zengin beslenmek (muz, ıspanak gibi) ile kafein ve stresten uzak durmak yer alır. Eğer bu şikayetler sık tekrarlıyorsa veya bayılma, göğüs ağrısı gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı; gerektiğinde Holter takibi veya elektrofizyolojik çalışma (EPS) gibi yöntemlerle kalıcı çözümler aranmalıdır.
Kalp Çarpıntısı Nedir ve Bedenimizde Nasıl Hissedilir?
Sağlıklı bir insanda kalp, dakikada ortalama altmış ile yüz kez arasında atar. Bu atımlar, kalbin sağ üst köşesinde bulunan ve doğal bir jeneratör gibi çalışan sinüs düğümünden çıkan elektriksel uyarılarla kontrol edilir. Bu elektriksel uyarılar, kalbin odacıklarına belirli bir sırayla yayılarak kasılmayı ve kanın pompalanmasını sağlar. Sistem kusursuz çalıştığında hiçbir şey hissetmezsiniz. Ancak bu elektriksel düzende bir aksama olduğunda, uyarılar çıkması gereken yerden değil de başka bir noktadan çıktığında ya da kalbin içindeki kablo ağında beklenmedik kısa devreler oluştuğunda, kalbin kasılma düzeni değişir. Atışlar normalden çok daha hızlı, düzensiz veya alışılmışın dışında kuvvetli bir hale gelebilir. İşte kişinin kendi kalp atışlarını göğsünde, boğazında veya boynunda rahatsız edici bir şekilde şiddetle hissetmesi durumunu bu şekilde tanımlıyoruz. Hastalar bu durumu genellikle tekleme, pırpır etme, yarışma hissi veya göğüste bir boşluk duygusu olarak tarif ederler. Bu hissin kendisi tamamen masum bir fizyolojik tepki olabileceği gibi, altında yatan ve mutlaka müdahale edilmesi gereken elektriksel bir ritim bozukluğunun da en önemli habercisi olabilir.
Kalp Çarpıntısı Neden Olur ve Hangi Kalp Sorunları Buna Yol Açar?
Kalbin anatomik yapısında veya elektriksel iletişim ağında meydana gelen bozulmalar, bu sorunun en temel kaynakları arasında yer alır. Kalp kasına daha önce zarar vermiş olan durumlar örneğin geçirilmiş bir kalp krizi, kalp dokusunda yara izleri yani skar dokusu bırakır. Bu hasarlı dokular, kalpteki normal elektriksel akımın yönünü değiştirerek veya akımı hapsederek kendi etrafında dönen kısa devrelere zemin hazırlar. Ayrıca kalbin kapakçıklarında meydana gelen kaçaklar veya darlıklar, kalbin yapısının doğuştan farklı olması veya kalp kasının zamanla zayıflayıp genişlemesi gibi durumlar da elektriksel dengeyi altüst eder.
Elektriksel bozukluklar söz konusu olduğunda karşımıza çıkan bazı önemli ritim sorunları şunlardır:
- Sinüs taşikardisi
- Supraventriküler taşikardi
- Atriyal fibrilasyon
- Atriyal flatter
- Ventriküler taşikardi
- Ventriküler fibrilasyon
Bu rahatsızlıkların her biri kalbin farklı bir bölgesinden kaynaklanır. Örneğin kalbin kulakçık dediğimiz üst odacıkları ile karıncık dediğimiz alt odacıkları arasında fazladan bir elektrik kablosu bulunması, akımın sürekli bu kablodan hızlıca dönmesine ve aniden başlayan çok hızlı atımlara yol açar. Diğer yandan kalbin alt odacıklarından kaynaklanan ve kan pompalama işlevini tamamen bozabilen sorunlar, hayati tehlike yaratma potansiyeline sahiptir.
Vücuttaki Hangi Diğer Hastalıklar Kalp Çarpıntısı Sorununu Tetikler?
Bazen kalbin kendi yapısı tamamen sağlıklı, elektriksel yolları kusursuz olsa bile bedenin başka bir yerindeki sorunlar kalbi zorlayabilir. Kalp, vücuttaki sistemik dengesizliklere en hızlı tepki veren organlardan biridir. Vücudun bir bölgesinde işler ters gittiğinde, kalp bu açığı kapatmak veya duruma uyum sağlamak için daha fazla mesai yapmaya başlar.
Kalbi hızlandıran ve ritmini etkileyen sistemik durumlar şunlardır:
- Hipertiroidizm
- Kansızlık
- Yüksek ateş
- Ağır enfeksiyonlar
- Elektrolit dengesizlikleri
- Hipoglisemi
Örneğin tiroid bezinin aşırı çalışması durumunda kana gereğinden fazla tiroid hormonu salgılanır. Bu hormonlar vücudun metabolizma hızını artıran bir gaz pedalı gibi çalışır. Sonuç olarak kişi oturduğu yerde bile kalbinin çok hızlı attığını hisseder. Benzer şekilde dokulara oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin sayısının azaldığı kansızlık durumlarında, vücut dokularının oksijensiz kalmaması için kalp daha hızlı çalışarak kan devridaimini artırmak zorunda kalır. Kanda bulunan ve kalp hücrelerinin elektriksel yükünü sağlayan potasyum, magnezyum gibi minerallerin eksikliği ise kalpte erken vuruş dediğimiz teklemelere neden olur.
Stres, Kaygı ve Yaşam Tarzı Kalp Çarpıntısı Üzerinde Ne Kadar Etkilidir?
Modern çağın getirdiği hızlı yaşam temposu, yoğun stres, kaygı bozuklukları ve panik ataklar, acil servislere yapılan başvuruların çok büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Stres veya panik anında vücut bir tehlike algılar ve hayatta kalma mekanizması olan “savaş veya kaç” yanıtını devreye sokar. Bu sırada böbrek üstü bezlerinden kana çok yüksek miktarda adrenalin pompalanır. Adrenalin, kalbin sadece atım hızını değil aynı zamanda kasılma gücünü de inanılmaz bir şekilde artırır. Bu durum kişide kalbinin göğüs kafesini kırıp dışarı çıkacağı hissini yaratır. Yaşam tarzımızdaki ufak tefek gibi görünen ancak birikerek devasa etkiler yaratan alışkanlıklar da bu süreci besler. Uykusuzluk, yoğun kafein tüketimi, nikotin ve alkol kullanımı, kalp kasının elektriksel uyarılabilirliğini zirveye taşır. Sadece bu dış faktörlerin kısıtlanması bile birçok kişide şikayetlerin bıçak gibi kesilmesini sağlayabilir.
Hangi Belirtilerle Birlikte Görülen Kalp Çarpıntısı Acil Durum İşaretidir?
Yaşanan her hızlı atım veya tekleme elbette hayati bir tehlike taşımaz. Bazen yorgunluktan veya aşırı kahve tüketiminden kaynaklanan basit ritim sapmaları olabilir. Ancak bazı eşlik eden belirtiler vardır ki bunlar durumun masum olmadığını ve acil bir tıbbi müdahale gerektiğini gösteren çok önemli uyarı işaretleridir.
Mutlaka dikkat edilmesi ve vakit kaybedilmeden acil servise başvurulması gereken belirtiler aşağıdaki gibidir:
- Bayılma
- Presenkop
- Şiddetli göğüs ağrısı
- Göğüste baskı hissi
- Ani nefes darlığı
- Soğuk terleme
- Kafa karışıklığı
Ataklar sırasında göz kararması, baş dönmesi veya tam bilinç kaybı yaşanıyorsa, bu kalbin beyni yeterince kanlandıramadığının kesin bir göstergesidir ve genellikle ciddi ritim bozukluklarının işaretidir. Göğüste hissedilen ağrı veya yanma ise, hızlı çalışan kalp kasının artan oksijen ihtiyacının karşılanamadığını, yani bir oksijen açlığı yaşandığını gösterir ki bu durum kalp krizini tetikleyebilir. Tansiyonun tehlikeli seviyelere düşmesi ve akciğerlerde sıvı birikmesi sonucu gelişen nefes darlığı tabloları da ciddiye alınması gereken kırmızı bayraklardır.
Doktorlar Kalp Çarpıntısı Teşhisini Hangi Yöntemlerle Koyar?
Kliniğe başvuran bir hastada atılacak ilk adım, her zaman hastayı çok iyi dinlemekten geçer. Şikayetin ne zaman başladığı, aniden mi yoksa yavaş yavaş mı geliştiği, ne kadar sürdüğü ve nasıl sonlandığı tanıya giden yoldaki en değerli ipuçlarıdır. Örneğin aniden bir düğmeye basılmış gibi başlayıp yine aniden kesilen şikayetler, kalpteki fazladan kısa devre kablolarını işaret ederken; tamamen düzensiz ve kaotik atımlar kulakçıklardaki elektriksel fırtınaları düşündürür. Fizik muayenenin ardından kalbin elektriksel haritasını çıkarmak için teknolojik araçlardan destek alınır. Hastanede çekilen standart bir EKG, kalbin o anki elektriksel fotoğrafını çeker. Ancak şikayetler geçici ise ve o sırada her şey normalse, daha uzun süreli kayıtlara ihtiyaç duyarız. Hastanın göğsüne yerleştirilen ve günlük yaşantısına devam ederken kalbini 24 saat, 48 saat veya daha uzun süre kesintisiz kaydeden Ritim Holter cihazları devreye girer. Daha seyrek gelen ataklar için haftalarca kullanılabilen olay kaydediciler veya cilt altına yerleştirilen minik cihazlar da gizli kalan sorunları yakalamamızı sağlar.
Kalp Çarpıntısı Teşhisinde Hastanın Kendi Gözlemleri Ne Kadar Önemlidir?
Tanı sürecinde cihazlar kadar hastanın kendi bedeniyle ilgili farkındalığı ve tuttuğu notlar da paha biçilemezdir. Özellikle Holter cihazı takılıyken hastanın bir günlük tutmasını, şikayeti hissettiği anı dakika dakika not etmesini isteriz. Bu korelasyon son derece değerlidir. Hasta günlüğe şikayeti hissettiği saati yazar ve biz o saatin kayıtlarını incelediğimizde eğer EKG tamamen normalse, sorunun kalbin elektriksel bir bozukluğundan değil tamamen farklı bir durumdan örneğin psikolojik bir panik halinden veya kas spazmından kaynaklandığını güvenle söyleyebiliriz. Aynı şekilde hastanın efor sırasında mı, yemeklerden sonra mı yoksa dinlenirken mi bu sorunu yaşadığını bilmek, bizi doğru tanıya götüren en önemli rehberdir.
Elektrofizyolojik Çalışma (EPS) Kalp Çarpıntısı Tanısında Neden Önemlidir?
Dışarıdan yapılan EKG, Holter veya efor testleriyle kesin nedeni anlaşılamayan ya da sorunun tam kaynağı belirlenip kalıcı olarak tedavi edilmesine karar verilen hastalarda, modern tıbbın altın standart yöntemi olan Elektrofizyolojik Çalışma, kısaca EPS devreye girer. EPS, dışarıdan bakmak yerine doğrudan kalbin içindeki elektrik sistemine ulaşıp sorunu kaynağında haritalama işlemidir. Bu işlem tamamen steril ve teknolojik donanıma sahip kateter laboratuvarlarında, hastaya hafif bir sakinleştirici ve lokal anestezi verilerek, hiçbir ağrı veya sızı hissettirilmeden uygulanır. Kasıktaki toplardamarlardan çok ince, esnek ve yönlendirilebilir kablolar kalbe kadar ilerletilir. Bu kablolar kalbin kulakçıklarına, karıncıklarına ve ana iletim yollarına milimetrik bir hassasiyetle yerleştirilir. İçeriden alınan sinyallerle kalbin normal iletim hızları ölçülür ve ardından kontrollü küçük elektriksel uyarılar verilerek hastanın o hep şikayet ettiği durum laboratuvar ortamında güvenli bir şekilde oluşturulmaya çalışılır. Bu sayede sorunun kalbin neresinde olduğu, bir odak patlaması mı yoksa bir kısa devre mi olduğu kesin olarak saptanır.
Kateter Ablasyon Yöntemi Kalp Çarpıntısı İçin Kesin Çözüm Sağlar Mı?
Eskiden ritim bozukluklarının tedavisinde tek seçeneğimiz, hastayı ömür boyu kullanmak zorunda olduğu, zaman zaman yan etkileri olan ilaçlara mahkum etmekti. Ancak günümüzde girişimsel yaklaşımlar sayesinde, hastaları bu sürekli ilaç kullanma zorunluluğundan kurtaran, tamamen iyileşme sağlayan çok etkili bir tedavi yöntemimiz var. Bu yöntemin adı kateter ablasyonudur. Ablasyon kelime anlamı olarak ortadan kaldırmak, yok etmek demektir. EPS işlemi ile sorunu yaratan odak veya fazladan elektrik ileten kısa devre kablosu tespit edildikten hemen sonra, aynı seansta o bölge hücresel düzeyde etkisiz hale getirilir. Kalbin sağlıklı dokularına hiçbir zarar verilmeden, sadece aritmiyi çıkaran o birkaç milimetrelik hastalıklı alan izole edilir. Özellikle kalpte fazladan kablo bulunması gibi durumlarda ablasyonun başarı oranı öylesine yüksektir ki hasta hastaneden taburcu olduktan sonra bir daha aynı sorunu yaşamaz ve mevcut ritim ilaçlarını tamamen hayatından çıkarabilir.
Sıcak veya Soğuk Ablasyon Kalp Çarpıntısı Tedavisinde Nasıl Uygulanır?
Sorunlu bölgeyi etkisiz hale getirmek için temel olarak iki farklı enerji kaynağından faydalanıyoruz. Sorunun türüne ve kalpteki konumuna göre hangi yöntemin daha güvenli olacağına işlem sırasında karar veririz.
Uygulanan temel ablasyon yöntemleri şunlardır:
- Radyofrekans enerji uygulaması
- Kriyoablasyon işlemi
Radyofrekans, yani sıcak ablasyonda kateterin ucundan kalp dokusuna yüksek frekanslı radyo dalgaları iletilir. Bu dalgalar dokuda bir sürtünme enerjisi yaratarak ufak, milimetrik ve çok kontrollü bir ısı oluşturur. Bu ısı sayesinde aritmiyi üreten hücrelerin yapısı bozularak elektriksel iletkenliği kalıcı olarak yok edilir. Kriyoablasyon, yani soğuk ablasyonda ise mantık tam tersidir. Sorunlu doku eksi elli veya eksi yetmiş derecelere kadar dondurularak etkisiz hale getirilir. Soğuk ablasyonun en güzel yanı dondurma işlemi kalıcı hale gelmeden önce dokunun hafifçe soğutularak test edilebilmesidir. Eğer işlem kalbin ana elektriksel kablolarına çok yakınsa ve soğutma sırasında istenmeyen bir blokaj oluşursa, işlem durdurulur ve doku saniyeler içinde eski sağlıklı haline geri döner. Bu özellik işlemi son derece güvenli kılar.
Evde Aniden Başlayan Kalp Çarpıntısı Anında Neler Yapılmalıdır?
Her zaman anında hastaneye gitmek veya tıbbi yardım almak mümkün olmayabilir. Özellikle düzenli ve çok hızlı seyreden ataklar sırasında hastanın evde, ofiste veya sokakta kendi kendine uygulayabileceği çok basit ama bir o kadar da hayat kurtarıcı yöntemler vardır. Vücudumuzda parasempatik sinir sistemi dediğimiz ve kalbin hızını yavaşlatan doğal bir fren mekanizması bulunur. Bu sistemin ana kumandası olan Vagus sinirini uyararak şikayetleri anında kesmek mümkündür.
Bu amaçla uygulanan vagal manevralar şunlardır:
- Derin nefes alıp ıkınma
- Yüze buzlu su çarpma
- Öğürme refleksini uyarma
- Derin ve arka arkaya öksürme
- Sırt üstü yatıp bacakları kaldırma
Valsalva manevrası dediğimiz yöntemde derin bir nefes aldıktan sonra ağzınızı ve burnunuzu kapatıp, tıkalı bir balonu şişirmeye çalışıyormuş gibi göğüs kafesinizi güçlü bir şekilde sıkmanız gerekir. Bu işlem göğüs içindeki basıncı artırarak Vagus sinirini güçlü bir şekilde uyarır. Etkiyi daha da artırmak için ıkınma işleminden hemen sonra sırt üstü yatıp bacaklarınızı havaya kaldırmak, kalbe dönen kan miktarını artırarak bu manevranın başarı şansını çok ciddi oranda yükseltir. Ayrıca yüze aniden soğuk su çarpmak, vücudun su altında kalma refleksini tetikleyerek beyni kandırır ve oksijen tasarrufu için kalbi anında yavaşlatır.
İlaç Tedavisi Kalp Çarpıntısı Kontrolünde Yeterli Midir?
Yukarıda bahsettiğimiz fiziksel manevraların işe yaramadığı acil durumlarda veya ablasyon yapılamayan hastalarda ilaç tedavisi en önemli silahımızdır. Acil servise başvuran ve ritmi bir türlü durdurulamayan hastalara damar yoluyla verilen çok hızlı etkili bazı ilaçlar, kalbin elektriksel iletisini sadece birkaç saniyeliğine tamamen bloke ederek sistemi adeta yeniden başlatır ve ritmi normale döndürür. Uzun vadeli tedavide ise, kalbin aşırı hızlanmasını engelleyen, hücrelerin elektriksel yükünü değiştirerek ritmi düzende tutmaya çalışan hap formundaki ilaçlar kullanılır. Ancak bu ilaçlar sorunun kaynağını, yani kalpteki o kısa devre kablosunu veya bozuk dokuyu fiziksel olarak ortadan kaldırmazlar; sadece baskılarlar. Üstelik birçoğunun uzun yıllar kullanımı sonucunda vücudun diğer organları üzerinde bazı istenmeyen yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle kalıcı bir çözüm şansı varken hastayı yıllarca ilaca mahkum etmemek, girişimsel yöntemlerin önceliğidir.
Atriyal Fibrilasyon Kaynaklı Kalp Çarpıntısı Neden Felç Riski Taşır?
Klinikte en sık karşılaştığımız ve üzerinde en çok durduğumuz ritim bozukluklarından biri olan Atriyal Fibrilasyon, sadece rahatsız edici bir şikayet değil aynı zamanda çok ciddi sonuçları olabilen bir hastalıktır. Bu hastalık sırasında kalbin üst odacıkları düzenli bir şekilde kasılıp içlerindeki kanı aşağıya doğru tam anlamıyla pompalayamazlar. Bunun yerine kaotik elektriksel sinyaller yüzünden sadece titrerler. Kasılma tam olmadığı için, kalbin sol kulakçığındaki küçük kör cep gibi olan bölmelerde kan akımı durağanlaşır, adeta göllenir. Durağanlaşan kanın en büyük özelliği pıhtılaşmaya eğilimli olmasıdır. Zamanla burada oluşan pıhtı yerinden koptuğunda, kan akışına katılarak vücudun çeşitli bölgelerine, en sık da beyni besleyen damarlara giderek tıkanıklığa yol açar. Bu tıkanıklık felç tablosuyla sonuçlanır. Bu yüzden bu hastalığın yönetiminde temel amaç sadece kalbi normal ritmine döndürmek değildir; aynı zamanda kan sulandırıcı tedavilerle bu ölümcül pıhtı riskini tamamen ortadan kaldırmaktır.
Beslenme Düzeni Kalp Çarpıntısı Şikayetlerini Nasıl Etkiler?
Tıbbi müdahalelerin ve girişimsel işlemlerin başarısı, hastanın kendi yaşam tarzında ve beslenme alışkanlıklarında yapacağı olumlu değişikliklerle doğrudan bağlantılıdır. Kalp kasının hücresel düzeyde dengeli çalışabilmesi için bazı minerallere olan ihtiyacı hayati önem taşır. Özellikle potasyum ve magnezyum, kalp hücrelerinin kasıldıktan sonra gevşemesini ve bir sonraki elektriksel uyarıya sağlıklı bir şekilde hazırlanmasını sağlayan minerallerdir. Bu minerallerin eksikliği, hücreleri daha hassas ve iritabl hale getirir, bu da düzensiz atımlara davetiye çıkarır.
Beslenme planında bolca bulunması gereken mineral deposu gıdalar şunlardır:
- Muz
- Kayısı
- Avokado
- Ispanak
- Brokoli
- Yoğurt
- Kabak çekirdeği
Bu gıdaların düzenli tüketilmesi, kalbin elektriksel zırhını güçlendirir. Ayrıca tansiyon kontrolü için tuz tüketiminin sınırlandırılması, kalp kasının zamanla kalınlaşmasını ve elektriksel dengesinin bozulmasını önlemek adına atılacak en doğru adımlardan biridir.
Kalp Çarpıntısı Yaşayanlar Hangi Gıdalardan Kesinlikle Uzak Durmalıdır?
Tüketilmesi gerekenler kadar, hayatımızdan tamamen çıkarmamız veya miktarını çok ciddi oranda azaltmamız gereken tetikleyiciler de vardır. Bazı maddeler doğrudan kalp kasındaki odakları uyararak onları gereksiz yere ateşlemeye başlar.
Uzak durulması gereken başlıca tetikleyiciler listesi şöyledir:
- Koyu demlenmiş çay
- Sert kahve
- Enerji içecekleri
- Alkol
- Aşırı sodyum içeren hazır gıdalar
- Sigara
Kafein, sinir sistemini doğrudan uyaran yapısıyla kalbin daha hızlı ve bazen daha düzensiz atmasına neden olan en yaygın tetikleyicidir. Gün içinde tüketilen sayısız fincan kahve veya çay, akşam saatlerinde yatağa uzandığınızda hissettiğiniz tekleme hissinin baş sorumlusu olabilir. Alkol ise kalp kası üzerinde doğrudan toksik etki yaratabilen ve özellikle kulakçıklardan kaynaklanan ritim sorunlarını çok sık tetikleyen bir maddedir. Sigaradaki nikotinin damarları büzücü ve kalbi yorucu etkisi de bu şikayetleri kaçınılmaz hale getirir.
Hangi Egzersizler Kalp Çarpıntısı Hastaları İçin Daha Güvenlidir?
Egzersiz yapmak kalbimizi güçlendirmenin en doğal yoludur ancak ritim sorunları olan bireylerde eforun şiddeti ve türü büyük önem taşır. Aşırı ağırlık kaldırmak, nefes tutarak yapılan zorlayıcı hareketler veya aniden depara kalkmak gibi faaliyetler, göğüs içi basıncını ve adrenalini aniden yükselterek kalpteki sorunlu odakları uyarabilir. Bunun yerine nabzın yavaş yavaş yükseldiği, kontrollü ve sürdürülebilir egzersizler tercih edilmelidir.
Kalp sağlığını destekleyen güvenli egzersiz türleri şunlardır:
- Tempolu açık hava yürüyüşleri
- Serbest stil yüzme
- Sabit bisiklet çevirme
- Yoga
- Meditasyon ve esneme hareketleri
- Hafif tempolu pilates
Düzenli yapılan bu orta şiddetteki egzersizler hem kalp kasının oksijen kullanma kapasitesini artırır hem de otonom sinir sistemini dengeleyerek stres kaynaklı aşırı hızlanmaların önüne geçer. Elbette altta yatan yapısal bir kalp hastalığı olan bireylerin, herhangi bir egzersiz programına başlamadan önce mutlaka kendi doktorlarının onayını almaları ve belirlenen nabız aralıklarında kalmaları şarttır.

Prof. Dr. Kadriye Orta Kılıçkesmez, Türk kardiyoloji alanında önde gelen isimlerden biridir. 24 Ocak 1974’te Tekirdağ’da doğmuştur. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra uzmanlık alanı olarak kardiyolojiyi seçmiş ve aynı üniversitenin Kardiyoloji Enstitüsü’nde uzmanlık eğitimini almıştır.2015 yılında üniversite tarafından görevlendirilerek Şişli Etfal kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuarını kurmuştur. 2017 yılında profesör olan Kadriye Kılıçkesmez 2020 yılında Prof Dr. Cemil Taşçı Hastanesi’nin kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuvarını kurmuş, kliniğin eğitim kliniği olmasını sağlamıştır.
