Kalp yetmezliği, kalbin yapısal veya işlevsel bir bozukluk sebebiyle vücudun ihtiyaç duyduğu kanı, oksijeni ve besinleri yeterli basınçla organlara pompalayamaması durumudur. Halk arasında kalbin tamamen durması gibi yanlış bir algı bulunsa da aslında organın azalan bir verimle çalışmaya devam ettiği ilerleyici bir süreçtir. Günlük yaşamı etkileyen kalp yetmezliği belirtileri erken dönemde doğru analiz edildiğinde, hastalığın ilerleyişi büyük ölçüde kontrol altına alınabilmektedir. Günümüzde uygulanan modern kalp yetmezliği tedavisi ve özellikle uzman bir girişimsel kardiyolog tarafından gerçekleştirilen ameliyatsız, damar içi müdahaleler sayesinde hastaların yaşam kalitesi dramatik düzeyde artırılmaktadır. Bu tablo çaresiz bir son değil güncel tıbbi yaklaşımlarla güvenle yönetilebilen kronik bir süreçtir.
Kalp Yetmezliği Nedir?
Kalp yetmezliğini daha iyi anlamak için kalbi, evimizin su tesisatına basınç sağlayan, sürekli ve hiç durmadan çalışan, iki odacıklı devasa bir tulumba sistemine benzetmek oldukça faydalıdır. Kalbin sağ tarafı, vücuttan kirlenmiş olarak dönen kanı toplayıp temizlenmesi için akciğerlere gönderir. Sol taraf ise, akciğerlerde oksijenle yıkanmış, tertemiz ve besinden zengin kanı alarak tüm vücuda, organlara ve dokulara pompalar. Eğer bu tulumbanın motor gücü zamanla zayıflarsa veya duvarları yılların yorgunluğuyla kalınlaşıp sertleşerek içine yeterince su dolmasına izin vermezse, bu kusursuz sistemin dengesi bozulmaya başlar.
İleriye doğru atılamayan, yani damarlara yeterli basınçla gönderilemeyen kan, sistemde geriye doğru birikmeye başlar. Bu birikim, akciğerlerde ve vücudun çeşitli bölgelerinde, özellikle de yerçekiminin etkisiyle alt kısımlarda sıvı toplanmasına yol açar. Tıpta “konjesyon” yani göllenme olarak adlandırdığımız bu sıvı birikimi, kalp yetmezliği hastalarının günlük hayatta yaşadığı şikayetlerin temel sorumlusudur. Kalp yetmezliği, kalbin azalan performansı ile damar sisteminde biriken bu sıvının yarattığı yorgunluk ve tıkanıklık hissinin birleşimidir. Vücut bu durumu çözmek için damarları daraltarak basıncı artırmaya veya böbrekler aracılığıyla su tutarak kan hacmini çoğaltmaya çalışır, ancak bu savunma mekanizmaları kalbin üzerindeki yükü daha da artırarak durumu içinden çıkılmaz bir hale getirir.
Kalp Yetmezliği Türleri Nelerdir?
Bu hastalığın teşhisinde ve doğru tedavi yolunun çizilmesinde en önemli kriter, kalbin her atışta içindeki kanın yüzde kaçını vücuda fırlatabildiğidir. Tıbbi dilde “Ejeksiyon Fraksiyonu” olarak bilinen bu oran hastalığın karakterini belirler. Kalp yetmezliği genel olarak temel gruplara ayrılır.
Klinik olarak kabul edilen kalp yetmezliği türleri aşağıdaki gibidir:
- Düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği
- Korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği
- Hafif derecede azalmış ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği
Bu gruplandırmaların anlamı hastanın tedavi planı için çok kritiktir. Düşük ejeksiyon fraksiyonlu grupta temel sorun kalbin kasılma gücündeki belirgin zayıflıktır. Kalp kası adeta yorulmuş, incelmiş ve bir balon gibi esnemiştir. Kasılma gücü normalin çok altındadır. Korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu grupta ise çok daha farklı bir mekanizma işler. Burada kalbin kasılma gücü ve kanı fırlatma yüzdesi tamamen normal görünür. Ancak kalp kası yüksek tansiyon veya yaşlanma gibi nedenlerle o kadar sertleşmiş ve kalınlaşmıştır ki gevşeyip esneyemez. Yeterince esneyemeyen bir kaba yeterli miktarda kan dolamaz. Dolum hacmi azaldığı için, pompalanan oran normal görünse de miktar olarak vücudun ihtiyacını karşılayamaz. Üçüncü grup ise bu iki uç durumun arasında kalan, geçiş özelliklerine sahip olan ve her iki grubun da belirtilerini taşıyabilen ara formu temsil eder.
Kalp Yetmezliği Evreleri Günlük Hayatı Nasıl Etkiler?
Kalp yetmezliği bir gecede ortaya çıkan sürpriz bir durumdan ziyade, yıllar içinde sessizce ilerleyen ve belirli aşamalardan geçen bir süreçtir. Bu aşamalar, kişinin günlük hayatındaki hareket kabiliyetine ve efor kapasitesine göre son derece net bir şekilde sınıflandırılır.
Hastalığın en başlarında, yapısal olarak kalpte bazı yorgunluk belirtileri başlamış olsa da kişi bunu hissetmez. Günlük fiziksel aktivitelerde hiçbir kısıtlama yoktur; kişi merdiven çıkarken, koşarken veya ağır işler yaparken bile olağandışı bir şikayet yaşamaz. Ancak hastalık bir sonraki evreye geçtiğinde, dinlenme halindeyken sorun olmamasına rağmen, tempolu yürüyüş veya günlük alışveriş gibi sıradan eforlarda hafif yorgunluk ve nefes darlığı başlar.
Hastalık daha da ilerlediğinde günlük hayat ciddi şekilde kısıtlanır. Ev içinde odadan odaya yürümek, giyinmek, duş almak veya hafif bir yokuş çıkmak bile belirgin bir nefes darlığına ve çarpıntıya yol açar. Hasta sık sık durup dinlenmek zorunda kalır. En ileri ve zorlu evrede ise, hasta tamamen istirahat halindeyken, yatağında yatarken veya koltuğunda otururken bile bu şikayetleri şiddetli bir şekilde yaşar. Bu aşamada hiçbir fiziksel aktivite rahatça yapılamaz hale gelir ve kişi günün büyük bir kısmını yatarak veya oturarak geçirmek zorunda kalır.
Kalp Yetmezliği Belirtileri Nelerdir?
Vücutta azalan taze kan akışı ve geriye doğru biriken fazla sıvı, hastaların yaşam kalitesini derinden sarsan son derece tipik belirtiler ortaya çıkarır. Bu belirtiler kalbin hangi tarafının daha çok etkilendiğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir.
En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Nefes darlığı
- Gece boğulma hissiyle uyanma
- Bacaklarda şişlik
- Ayak bileklerinde ödem
- Karın bölgesinde şişkinlik
- Çabuk yorulma
- Derin halsizlik
- Kuru öksürük
- Çarpıntı
- Hızlı kilo artışı
Nefes darlığı, özellikle akciğerlerde sıvı göllenmesinin bir sonucudur. Hasta sırt üstü yattığında, bacaklarda ve karında gün boyu birikmiş olan sıvı, göğüs boşluğuna doğru yer değiştirir ve akciğerlere baskı yapar. Bu yüzden hastalar gece uykudan aniden nefes darlığı ile uyanır ve rahat nefes alabilmek için birden fazla yastıkla, hatta bazen oturur pozisyonda uyumak zorunda kalırlar.
Ödem ise kalbin sağ tarafının yorulduğunun en net göstergelerinden biridir. Kan, toplardamarlarda birikmeye başladığında yerçekiminin de etkisiyle önce ayak bileklerinde, sonra bacaklarda ve hastalığın ileri evrelerinde karın boşluğunda sıvı birikir. Vücutta tutulan bu aşırı sıvı nedeniyle, hastalar sadece birkaç gün içinde aniden iki üç kilo alabilirler. İskelet kaslarına yeterli oksijen gitmemesi ise sürekli bir yorgunluk hissi yaratır; kişi kollarını ve bacaklarını kaldıramayacak kadar bitkin hisseder. Akciğerlerdeki kronik sıvı birikimi zaman zaman gıcık tarzında, özellikle yatınca artan ve geçmek bilmeyen kuru bir öksürüğe de neden olur.
Kalp Yetmezliği Tanısı İçin Hangi Yöntemler Kullanılır?
Hastalığın doğru teşhisi ve hasarın boyutunun anlaşılması için tıp teknolojisinin sunduğu çok çeşitli yöntemler kullanılır. Süreç genellikle hastanın şikayetlerinin detaylıca dinlenmesi ve dikkatli bir fizik muayene ile başlar.
Tanı sürecinde kullanılan temel yöntemler şunlardır:
- Kan tahlilleri
- Akciğer röntgeni
- Elektrokardiyografi
- Ekokardiyografi
- Sağ kalp kateterizasyonu
Ekokardiyografi, yani kalp ultrasonu, teşhiste kilit rol oynar. Bu yöntemle kalbin duvar kalınlıkları, kapakçıkların durumu odacıkların genişliği ve kalbin pompalama yüzdesi ses dalgaları yardımıyla net bir şekilde görülür. Ancak özellikle ileri evre hastalarda, medikal tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda ve uygulanacak cihaz veya kapak tedavilerinin karar aşamasında çok daha net verilere ihtiyaç duyulur.
İşte bu noktada “Sağ Kalp Kateterizasyonu” adı verilen özellikli bir işlem devreye girer. Genellikle el bileğinden veya kasık bölgesinden incecik, spagetti makarna kalınlığında bir tüp (kateter) yardımıyla kalbin sağ tarafına ve oradan akciğer damarlarına kadar ilerlenir. Bu sayede kalbin içindeki basınçlar, akciğer damarlarının direncini ve kalbin bir dakikada kaç litre kan pompalayabildiği milimetrik bir hassasiyetle ölçülür. Bu değerli bilgiler hastaya uygulanacak yüksek teknolojili müdahalelerin gerçekten işe yarayıp yaramayacağını gösteren en önemli haritadır.
Kalp Yetmezliği Tedavisinde İlaçlar Yetersiz Kaldığında Neler Yapılır?
Kalp yetmezliği tedavisinin tartışılmaz temeli, yaşam tarzı değişiklikleri ve çok disiplinli, güçlü bir ilaç tedavisidir. Modern ilaçlar kalbin üzerindeki ağır yükü hafifletir, vücuttaki fazla sıvıyı böbrekler yoluyla atar, damarları genişletir ve kalbin giderek daha fazla büyümesini yavaşlatır. Ancak kalpteki sorun hücresel bir yorgunluktan ziyade mekanik veya yapısal bir boyuta ulaştığında ilaçlar tek başına çaresiz kalabilir.
Eğer kalbin kapakçıkları yırtılmışsa, daralmışsa veya kalbin içindeki elektrik tesisatı tamamen çökmüşse, ne kadar ilaç kullanılırsa kullanılsın sorun çözülmez. Bu noktada devreye giren girişimsel kardiyoloji yöntemleri, kalp cerrahisine uygun olmayan veya açık kalp ameliyatı riski çok yüksek olan hastalar için inanılmaz fırsatlar sunar. Bu yenilikçi yöntemlerin en büyük avantajı, hastanın göğüs kafesini kesip açmadan, sadece damar içinden ilerletilen özel kateter sistemleriyle kalpteki mekanik arızaları tamir edebilmesidir.
Kalp Yetmezliği ve Mitral Kapak Sorunlarında Ameliyatsız Çözüm Var mıdır?
Kalbin sol kulakçığı ile sol karıncığı arasında yer alan mitral kapak, temiz kanın geriye kaçmasını engelleyen iki yapraklı bir kapıdır. Kalp yetmezliği ilerledikçe kalp kası bir balon gibi genişler. Bu genişleme, kapağın yaprakçıklarını da birbirinden uzaklaştırır ve kapak tam kapanamaz hale gelir. Bu duruma mitral yetmezlik denir. Kapanmayan kapak nedeniyle kan her atımda ileriye gitmek yerine geriye, akciğerlere doğru kaçar ve kalp yetmezliğini çok daha ağırlaştıran ölümcül bir kısır döngü başlatır.
Açık kalp ameliyatını kaldıramayacak kadar yorgun düşmüş bu hastalar için mandallama mantığıyla çalışan özel teknolojiler geliştirilmiştir. Kasıktaki toplardamardan girilerek kalbin içine uzun bir taşıyıcı tüp gönderilir. Kalp çalışmaya devam ederken, kapağın birbirinden uzaklaşmış olan ve kapanmayan yaprakçıkları çok küçük, özel bir metal klips (mandal) yardımıyla tam ortalarından birbirine tutturulur. Böylece genişlemiş olan açıklık daraltılır ve kanın geriye kaçışı anında durdurulur. İşlem sonrası kalbin yükü saniyeler içinde hafifler ve hastanın nefes darlığı dramatik bir şekilde azalır.
Kalp Yetmezliği Gelişen Aort Darlıklarında Göğsü Açmadan Kapak Değişir mi?
Aort kapağı, oksijenle dolu temiz kanın kalpten tüm vücuda pompalandığı ana çıkış kapısıdır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte bu kapak kireçlenip sertleşebilir ve tam açılamaz hale gelir. Aort darlığı dediğimiz bu durumda kalp kanı daracık bir delikten dışarı atmak için çok büyük bir basınca karşı çalışmak zorunda kalır. Bu inanılmaz efor zamanla kalp kasını aşırı derecede kalınlaştırır, bitkin düşürür ve nihayetinde kalp yetmezliğine neden olur.
Geçmişte tek çözümü açık göğüs ameliyatı olan bu zorlu durum için bugün transkateter yöntemler kullanılmaktadır. Genellikle sadece lokal anesteziyle kasık atardamarından girilir. Kireçten taşlaşmış ve açılamayan eski kapağın tam içine, bir stent üzerine monte edilmiş yepyeni biyolojik bir kapak yerleştirilir. Yeni kapak eski kapağı ezerek kendi yerini alır ve anında çalışmaya başlar. Kalbin önündeki o devasa duvar bir anda ortadan kalkar. Hasta genellikle birkaç gün içinde yürüyerek evine döner.
Kalp Yetmezliği ve Triküspit Kapak Hastalıklarında Yeni Tedaviler Nelerdir?
Kalbin sağ tarafında bulunan triküspit kapak, tıp dünyasında uzun yıllar boyunca çok fazla müdahale edilmeyen ve ihmal edilen bir kapak olmuştur. Ancak günümüzde çok iyi biliyoruz ki sağ kalp yetmezliğinin gelişiminde ve vücutta aşırı sıvı birikiminde bu kapağın kaçırması başrolü oynamaktadır. Triküspit kapağın tam kapanamaması, kanın karaciğer, böbrekler ve bacaklara doğru geri tepmesine neden olarak tüm vücut sistemini bozar.
Bu ciddi sorunun ameliyatsız çözümü için de mandallama teknolojisine benzeyen özel sistemler kullanılmaktadır. Yine kasık damarından kalbin sağ tarafına ulaşılarak, kapağın sarkmış veya birbirinden uzaklaşmış yaprakçıkları özel klipslerle birbirine yaklaştırılır. Kanın geriye doğru, venöz sisteme kaçışı azaldığı için hastaların inatçı bacak ödemleri hızla çözülür, karaciğerlerindeki baskı kalkar ve efor kapasiteleri belirgin şekilde artar.
Kalp Yetmezliği Tablosunda Eski Kapaklardaki Sızıntılar Nasıl Giderilir?
Geçmiş yıllarda açık kalp ameliyatı geçirmiş ve metal veya biyolojik protez kapak takılmış hastalarda zaman içinde bazı mekanik sorunlar yaşanabilir. Kapağın kendisi sapasağlam çalışsa bile, kapağın kalbe dikildiği kenar bölgelerindeki dikişlerde zamanla gevşeme veya açılma olabilir. Buradan sızan kan hem alyuvarların parçalanmasına neden olarak ciddi kansızlık yapar hem de sızıntı miktarına bağlı olarak şiddetli kalp yetmezliği bulgularına yol açar.
Bu sızıntıyı onarmak için hastayı ikinci kez açık ameliyata almak tahmin edileceği üzere son derece risklidir. Bunun yerine girişimsel yöntemlerle, kasık damarlarından çok ince ve yönlendirilebilir tellerle bu sızıntı yapan küçük deliklere ulaşılır. Şemsiye veya tıkaç benzeri minik özel cihazlar bu deliklerin içine yerleştirilerek açıklık tamamen kapatılır ve sızıntı ameliyatsız bir şekilde kalıcı olarak durdurulur.
Kalp Yetmezliği Durumunda Kalbin Elektriksel Uyumsuzluğu Nasıl Düzeltilir?
Sağlıklı bir kalbin sağ ve sol karıncıkları, elektrik sinyalleri sayesinde tıpkı senkronize yüzen sporcular gibi aynı milisaniyede, bir bütün olarak kasılır. Ancak bazı kalp yetmezliği hastalarında bu elektrik iletişim ağı kopar veya hasar görür. Elektrik sinyali kalbin sol tarafına sağ tarafından çok daha geç ulaşır. Bu durum kalbin bir tarafı kasılırken diğer tarafının henüz gevşeme aşamasında olmasına yol açar. Kalp bir pompa gibi sıkmak yerine, sağa sola yalpalayan bir beşik gibi hareket etmeye başlar ve pompalama verimi inanılmaz derecede düşer.
Bu mekanik uyumsuzluğu düzeltmek için üç kablolu özel kalp pilleri kullanılır. Cilt altına yerleştirilen akıllı bir jeneratörden çıkan kablolar, kalbin hem sağ hem de sol dış duvarına yerleştirilir. Pil, her iki tarafa aynı anda milisaniyelik elektrik uyarıları göndererek kalbin iki karıncığının yeniden eşzamanlı ve tam bir uyum içinde kasılmasını sağlar. Bu sayede kalp yeniden yüksek verimle çalışmaya başlar, zaman içinde esnemiş boyutları küçülür ve hastanın yaşam kalitesi olağanüstü düzeyde artar.
Kalp Yetmezliği Pil Tedavisine Uygun Değilse Kaslar Nasıl Güçlendirilir?
Kalp yetmezliği hastalarının önemli bir kısmında kalbin elektriksel iletiminde hiçbir sorun yoktur; kalp son derece senkronize ve uyum içinde çalışır ancak kasın kendi gücü çok zayıftır. Bu hastalarda uyumu sağlayan standart üç kablolu piller işe yaramaz. İşte bu hastalar için geliştirilen yepyeni teknoloji, kalp kasının kasılma gücünü doğrudan etkileyen modülasyon cihazlarıdır.
Bu cihazlar klasik kalp pilleri gibi kalbin ritmini veya hızını belirlemez. Bunun yerine, kalp kasının doğal uyarısını alıp kasıldığı o kritik anda dışarıdan yüksek voltajlı özel sinyaller gönderir. Bu sinyaller ekstra bir kalp atışı yaratmaz; ancak kalp hücresinin kimyasına etki ederek hücre içine daha fazla kalsiyum girmesini sağlar. Bu durum kalp kasında biyokimyasal bir antrenman etkisi yaratır. Düzenli ve sürekli uygulandığında, kalp kasının doğasındaki kasılma gücü global olarak artar.
Kalp Yetmezliği Hastalarında Ani Ritim Bozukluğu Riskine Karşı Neler Yapılabilir?
Kalp kasının zamanla zayıflaması, incelmesi ve balon gibi genişlemesi, kalpte ölümcül ritim bozukluklarının oluşma riskini ne yazık ki çok büyük oranda artırır. Kalp yetmezliği hastalarındaki ani kayıpların en yaygın nedeni, kalbin aniden çok hızlı ve düzensiz atarak kan pompalayamaz hale gelmesidir. Pompalama gücü belirli bir seviyenin altına düşmüş hastalarda, bu sinsi tehlikeye karşı en büyük güvence şoklama özelliği olan kalp pilleridir.
Bu akıllı cihazlar, hastanın göğsüne yerleştirildikten sonra 7 gün 24 saat kesintisiz olarak kalp ritmini takip eden bir nevi içsel acil servis ekibi gibi çalışır. Kalpte hayatı tehdit eden, çok hızlı ve kaotik bir ritim geliştiğini algıladıkları anda, saniyeler içinde kalbe içeriden elektroşok vererek ritmi normale döndürürler. Bu cihazlar kalp yetmezliğinin kendisini tedavi etmez, nefes darlığını geçirmez ancak ani ölüm riskini ortadan kaldırarak hastanın hayata tutunmasını sağlar.
Kalp Yetmezliği Türlerinde Kalp İçi Basınç Artışı Nasıl Dengelenir?
Özellikle kalp kasının sertleştiği ve kalınlaştığı korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği türünde, kalbin pompalama gücü normal görünse de kanın toplandığı sol kulakçıktaki basınç inanılmaz derecede yüksektir. Hasta sakin otururken sorun yoktur ancak yürümek, merdiven çıkmak veya efor sarf etmek istediğinde bu basınç aniden daha da fırlar. Basınç artınca kan doğrudan akciğerlere doğru geri teper ve kişide şiddetli bir boğulma hissi yaratır.
Bu ani basınç patlamalarını önlemek için kalbin iki kulakçığı arasındaki ince duvara küçük şant cihazları yerleştirilir. Bu akıllı cihazlar, iki odacık arasında kontrollü ve kalıcı küçük bir delik açık kalmasını sağlar. Sol tarafta, yani akciğerlerin hemen gerisinde basınç tehlikeli seviyelere ulaştığında, kanın bir kısmı bu delikten basıncın daha düşük olduğu sağ tarafa doğru kaçar. Bu basit ama etkili tahliye sistemi sayesinde akciğerlerde ani su toplanma riski engellenir ve hastanın günlük hayattaki nefes darlığı şikayetleri ciddi oranda hafifler.
Kalp Yetmezliği Sinir Sistemi Üzerinden Tedavi Edilebilir mi?
Kalp yetmezliği sadece kalbin sınırları içinde kalan bir sorun değildir, tüm otonom sinir sisteminin de alarm durumuna geçtiği bir süreçtir. Kalp vücuda yeterince kan pompalayamadığında, beynimiz bunu hayati bir tehlike, bir kanama veya stres durumu olarak algılar. Buna yanıt olarak vücuda sürekli adrenalin salgılatır. Kısa vadede kalbi hızlandıran ve tansiyonu yükselten bu durum aylarca ve yıllarca sürdüğünde kalbi adeta kırbaçlayarak tamamen tükenmesine neden olur.
Bu zararlı iletişim döngüsünü kırmak için boyundaki şah damarının üzerine minik bir elektrot yerleştirilen yenilikçi yöntemler kullanılır. Bu sistem beyne sürekli olarak “her şey yolunda, kan basıncı yeterli, tehlike yok” sinyali gönderir. Beyin bu sakinleştirici uyarıyı aldığında stres sistemini kapatır ve dinlenme modunu devreye sokar. Böylece damarlar gevşer, kalp atım hızı makul seviyelere iner, kalbin üzerindeki kırbaç etkisi kalkar ve böbrekler rahatlayarak vücuttaki fazla tuzu ve suyu dışarı atar.
Kalp Yetmezliği Tablosunda Pıhtı Riski İlaçsız Olarak Nasıl Engellenir?
Kalp yetmezliği hastalarının oldukça büyük bir bölümünde zamanla “Atriyal Fibrilasyon” adı verilen, kalbin kulakçıklarının düzgün kasılamayıp sadece titrediği bir ritim bozukluğu gelişir. Bu ritim bozukluğunda kalbin içindeki kan akışı yavaşlar ve özellikle sol kulakçığın kör bir kesesi andıran uzantısında kan göllenmeye başlar. Durgun akan kan hızla pıhtılaşır ve bu bölgede oluşan pıhtıların yerinden koparak beyne gitmesi, çok ağır felç tablolarına neden olabilir.
Bu riski ortadan kaldırmak için hastaların ömür boyu güçlü kan sulandırıcı ilaçlar kullanması gerekir. Ancak ileri yaş, mide kanaması geçmişi veya düşme riski gibi nedenlerle bu ilaçları kullanamayan hastalar büyük bir tehlike altındadır. Bu duruma çözüm olarak yine kasıktan girilerek bu kör keseciğin ağzına minik bir şemsiye veya tıkaç yerleştirilir. Pıhtıların neredeyse tamamının oluştuğu bu alan tamamen kapatılarak devreden çıkarılır ve hastalar yüksek riskli ilaçları kullanmak zorunda kalmadan inme tehlikesinden kurtulmuş olurlar.
Kalp Yetmezliği Hastaları Günlük Yaşamlarında Nelere Dikkat Etmelidir?
Uygulanan tüm bu yüksek teknolojili girişimsel tedaviler, mükemmel cerrahi yöntemler veya akıllı cihazlar, hastanın iyi bir yaşam tarzı ve medikal takip ile sürece destek vermediği durumlarda eksik kalmaya mahkumdur. Modern tıp yaklaşımında, başarılı bir sonucun en önemli anahtarı hastanın kendi tedavisinin aktif ve bilinçli bir parçası olmasıdır. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken günlük rutinler son derece nettir.
Günlük hayatta uyulması gereken çok önemli kurallar şunlardır:
- Günlük tartı takibi
- Tuz tüketiminin kısıtlanması
- Sıvı alımının sınırlandırılması
- Düzenli ve hafif egzersiz
- İlaçların saati saatine alınması
- Alkol ve sigaranın tamamen bırakılması
Tuz tüketimi en kritik ve üzerinde en çok durulması gereken noktaların başında gelir. Vücuda giren her fazla tuz molekülü, suyu da sünger gibi kendine çekerek damarlarda tutar. Bu durum kalbin pompalaması gereken sıvı yükünü inanılmaz derecede artırır ve fazla su hızlıca akciğerlere sızar. Aynı mantıkla, gün içinde içilen toplam sıvı miktarı da hekimin belirlediği sınırları aşmamalıdır; çünkü zayıflamış bir pompa fazla suyu vücuttan atmakta zorlanır.
Evde yapılabilecek en değerli test ise günlük kilo takibidir. Hastaların her sabah aç karnına, tuvalete çıktıktan sonra ve aynı kıyafetlerle tartılması gerekir. Eğer birkaç gün içinde aniden iki kilodan fazla bir artış fark edilirse, bu durum kişinin yağlandığını değil vücudun su tutmaya başladığını gösterir. Bu ani artış, bacakların şişeceğinin veya boğulma hissiyle uyanılacak bir gecenin en erken habercisidir. Böyle bir durumda hiç vakit kaybetmeden tedavi planını düzenlemek üzere hekime başvurulmalıdır.

Prof. Dr. Kadriye Orta Kılıçkesmez, Türk kardiyoloji alanında önde gelen isimlerden biridir. 24 Ocak 1974’te Tekirdağ’da doğmuştur. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra uzmanlık alanı olarak kardiyolojiyi seçmiş ve aynı üniversitenin Kardiyoloji Enstitüsü’nde uzmanlık eğitimini almıştır.2015 yılında üniversite tarafından görevlendirilerek Şişli Etfal kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuarını kurmuştur. 2017 yılında profesör olan Kadriye Kılıçkesmez 2020 yılında Prof Dr. Cemil Taşçı Hastanesi’nin kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuvarını kurmuş, kliniğin eğitim kliniği olmasını sağlamıştır.
