Hipertansiyon, kalbin pompaladığı kanın atardamar duvarlarına yaptığı basıncın kronik ve sürekli olarak yüksek seyretmesi durumudur. Yüksek tansiyon belirtileri arasında genellikle ense kökünden yayılan zonklayıcı baş ağrısı, ani burun kanamaları, şiddetli kulak çınlaması, baş dönmesi, denge kaybı, görme bulanıklığı ve efor sırasında hissedilen nefes darlığı öne çıkar. Dolaşım sistemini durmaksızın zorlayan bu yüksek basınç, kontrol altına alınmadığında damar esnekliğini tamamen bozarak bütün organları hücresel düzeyde yoran tehlikeli bir fizyolojik süreçtir. Vücudun sistemik dolaşım ağında yarattığı bu tahribat nedeniyle, bedenin verdiği fizyolojik sinyalleri doğru okumak hayati bir önem taşır.
Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon) Kavramı Tıbbi Olarak Ne Anlama Gelir?
Kan basıncı, iki temel unsurun birbiriyle olan karmaşık ilişkisi sonucunda ortaya çıkar. Birincisi kalbin kanı pompalama gücü ve miktarı, ikincisi ise damarların bu kan akışına karşı gösterdiği dirençtir. Yaşın ilerlemesi, sağlıksız beslenme, stres veya genetik faktörler damar duvarlarında yapısal bozulmalara yol açabilir. Damarlar esnekliğini yitirip sertleştiğinde, kalbin gönderdiği kana karşı daha büyük bir direnç gösterirler. Bu direnç arttıkça içerideki basınç da yükselir.
Basıncın sürekli yüksek kalması, damarların iç yüzeyini döşeyen o pürüzsüz yapıyı zedelemeye başlar. Çatlaklar ve mikroskobik yırtıklar oluşur. Vücut bu yırtıkları onarmak isterken kolesterol ve kalsiyum gibi maddeler bu bölgelere birikerek damar sertliği dediğimiz tabloyu daha da hızlandırır. Yani hipertansiyon sadece bir sayısal değer yüksekliği değil tüm damar sistemini yıpratan dinamik ve tehlikeli bir süreçtir.
Tansiyon Değerlerindeki Hipertansiyon Sınırı Nedir?
Tansiyon ölçümü yapıldığında karşımıza her zaman iki farklı sayı çıkar. Büyük tansiyon (sistolik), kalbin kasılarak kanı damarlara fırlattığı anda oluşan en yüksek basınçtır. Küçük tansiyon (diyastolik) ise kalbin iki atım arasında gevşediği ve dinlendiği anda damarlarda kalan temel basınçtır.
Erişkin bir insanda, standart ve doğru koşullarda yapılan ölçümlerde büyük tansiyonun 140 mmHg ve üzerinde, küçük tansiyonun ise 90 mmHg ve üzerinde çıkması, hastalığın teşhisi için yeterlidir. Ancak modern tıp, hastalığın bu seviyelere gelmeden durdurulması gerektiğine inanır. Bu nedenle büyük tansiyonun 120 ile 139 arasında, küçük tansiyonun ise 70 ile 89 arasında seyretmesi “yükselmiş kan basıncı” olarak değerlendirilir. Bu değerler henüz kesin bir hastalık anlamına gelmese de alarm zillerinin çalmaya başladığını ve yakın gelecekte kalıcı hipertansiyon gelişebileceğini gösteren son derece kıymetli bir erken uyarı işaretidir.
Yüksek Tansiyon Teşhisinde Hangi Ölçüm Yöntemleri Kullanılır?
Tansiyonun her zaman aynı seviyede kalmaması teşhis sürecini zorlaştırabilir. Günlük yaşamın getirdiği stres, yorgunluk, sevinç veya üzüntü kan basıncında anlık dalgalanmalara neden olur. Hatta sırf bir sağlık kurumunda bulunmak, doktor veya hemşire görmek bile vücutta bir gerginlik yaratarak tansiyonu fırlatabilir. Bu duruma beyaz önlük hipertansiyonu adı verilir. Diğer taraftan, hastanede tamamen normal çıkan tansiyon değerleri, kişinin evindeki veya iş yerindeki stresli ortamında tehlikeli boyutlara ulaşıyor olabilir. Buna da maskeli hipertansiyon denir.
Bu yanılgıların önüne geçmek için 24 saatlik tansiyon holteri adı verilen cihazlar oldukça değerlidir. Kolda bir gün boyunca takılı kalan bu cihaz, hastanın uyku dahil tüm aktiviteleri sırasındaki tansiyon haritasını çıkarır. Gece uykusunda tansiyonun düşüp düşmediği, sabah saatlerinde ani fırlamalar olup olmadığı ancak bu yöntemle kesin olarak anlaşılabilir. Evde yapılan düzenli ve kurallara uygun ölçümler de tedavinin gidişatını izlemek için vazgeçilmezdir.
Hipertansiyon Neden Yıllarca Sessiz Kalan Bir Hastalıktır?
Tıp dünyasında hipertansiyona sıklıkla “sessiz katil” yakıştırması yapılır ve bu son derece isabetli bir tanımdır. Kan basıncı, damarlar için tehlikeli sayılacak seviyelere ulaşsa bile insan bedeni muazzam bir uyum yeteneğine sahiptir. Damarlar ve organlar, artan bu basınca belli bir süre direnmeye ve adapte olmaya çalışır. Vücut bu yeni ve yüksek basıncı adeta “normali” olarak kabul etmeye başlar.
İşte bu uyum süreci, hastalığın yıllarca hiçbir belirti vermeden, tamamen gizlice ilerlemesine neden olur. Kişi kendini son derece sağlıklı ve enerjik hissedebilir. Ancak bu sessiz dönemin arka planında yüksek basınç; kalp kasını yorar, beyin damarlarını yıpratır, böbreklerin süzme ünitelerine zarar verir ve göz dibindeki ince damarları tahrip eder. Genellikle hastalığın ilk kez fark edilmesi, yıllar süren bu yıpranmanın sonucunda ortaya çıkan inme (felç), kalp krizi veya böbrek yetmezliği gibi çok gürültülü ve ciddi komplikasyonlarla olur. Düzenli kontrolün önemi de bu sessiz ilerleyişten kaynaklanır.
Vücudumuz Yüksek Tansiyon Belirtileri Olarak Hangi Sinyalleri Verir?
Hastalık çoğu zaman belirti vermese de organların artık artan basınca direnemediği veya basıncın aniden çok yüksek değerlere fırladığı zamanlarda vücut bazı uyarılar gönderir.
Dikkat edilmesi gereken temel belirtiler şunlardır:
- Baş ağrısı
- Burun kanaması
- Baş dönmesi
- Sersemlik hissi
Özellikle sabah saatlerinde uykudan uyanıldığında enseden başlayıp başın arka tarafına, bazen de şakaklara doğru yayılan zonklayıcı tarzda baş ağrıları oldukça tipiktir. Bu ağrının temel nedeni, kafatasının içindeki damarların yüksek basınç altında genişleyerek etrafındaki hassas sinir ağlarına baskı yapmasıdır.
Burun kanamaları ise burnun iç kısmında yüzeye çok yakın yerleşimli olan incecik damar ağının, artan damar içi basınca dayanamayarak aniden çatlaması sonucu meydana gelir. Sebepsiz, durduk yere başlayan burun kanamaları her zaman ciddiye alınmalıdır. Beyne giden kan akışının kalitesinin bozulması ve basınç dalgalanmaları ise kişide anlık baş dönmeleri, denge kayıpları ve yere sağlam basamama hissine yol açabilir.
Göz ve Kulakta Görülen Yüksek Tansiyon Belirtileri Nelerdir?
Gözlerimiz, vücudumuzdaki damar ağını en şeffaf ve canlı şekilde dışarıdan görebildiğimiz tek organdır. Gözün arka kısmında yer alan retina tabakası, görme işlevini sağlayan milyonlarca sinir hücresi ve onları besleyen kılcal damarlardan oluşur. Hipertansiyon, bu kılcal damarların yapısını doğrudan bozar. Damarlarda sızıntılar, küçük kanamalar veya ödem oluşabilir. Bu durum hastanın bulanık görmesine, çift görmesine veya gözünün önünde uçuşan siyah noktalar hissetmesine neden olur.
Kulak çınlaması veya uğultu ise çok daha mekanik bir sorundur. Boynumuzun her iki yanından geçerek kafatasına giren büyük atardamarlardan yüksek basınçla ve hızla geçen kan, düz bir akış yerine girdaplı, türbülanslı bir akışa dönüşür. Dar bir borudan tazyikli su geçerken çıkan o ıslık ve uğultu sesi, iç kulağa çok yakın olan bu damarlardan direkt olarak işitme merkezine yansır. Özellikle kalp atışıyla senkronize, nabız gibi atan uğultular tansiyonun bir işareti olabilir.
Kalp ve Akciğerler Yüksek Tansiyon Durumunda Nasıl Etkilenir?
Hipertansiyonun vücutta en çok yorduğu organ şüphesiz ki kalptir. Kalp bir kastır ve önünde duran dirençli, yüksek basınçlı damar sistemine kan pompalamak zorundadır. Tıpkı ağırlık kaldıran bir insanın kol kaslarının zamanla büyümesi gibi, kalp kası da bu sürekli ve aşırı efor nedeniyle kalınlaşmaya başlar. Kalbin sol tarafındaki odacığın duvarlarında belirgin bir büyüme meydana gelir.
Ancak kalbin bu şekilde büyümesi sağlıklı bir durum değildir. Kalınlaşan kas dokusu zamanla esnekliğini kaybeder, kaskatı bir hale gelir. Gevşeyemeyen kalp, içine yeterli miktarda kan alamaz. Bu da kalbin pompalama verimini düşürür. Hasta bu durumu merdiven çıkarken veya hafif bir efor sarf ederken aniden nefesinin kesilmesi, göğsünde baskı hissetmesi veya kalbinin düzensiz ve çok hızlı atması (çarpıntı) şeklinde hisseder. Kalbin artık zorlandığının en net kanıtları bu solunum ve ritim problemleridir.
Esansiyel ve Sekonder Hipertansiyon Arasındaki Farklar Nelerdir?
Yüksek tansiyon hastalarının çok büyük bir kısmı, nedeni tek bir organa veya hastalığa bağlanamayan primer (esansiyel) hipertansiyon grubundadır. Bu grupta hastalık; genetik mirasın, yıllar süren hatalı beslenmenin, aşırı tuz tüketiminin, hareketsizliğin, stresin ve yaşlanmanın ortak bir sonucudur. Çözümü de ömür boyu sürecek bir yaşam tarzı değişikliği ve düzenli ilaç kullanımıdır.
Ancak tüm hipertansiyon hastalarının küçük ama çok kritik bir bölümü sekonder hipertansiyon olarak adlandırılır. Bu grupta tansiyonun yükselmesine neden olan altta yatan somut, anatomik veya hormonal bir sorun vardır. Böbrek damarlarında kireçlenmeye bağlı tıkanıklıklar, böbrek üstü bezlerinin fazla çalışıp hormon salgılaması veya doğuştan gelen damar darlıkları gibi nedenler tansiyonu fırlatır. Bu hasta grubunun en önemli özelliği, altta yatan bu somut sorunun girişimsel yöntemlerle veya cerrahiyle düzeltilebilmesi ve hastanın yüksek tansiyon probleminden tamamen kurtulabilme şansının olmasıdır.
Böbreklerin Yüksek Tansiyon Üzerindeki Etkisi Nedir?
Böbrekler vücudun adeta tansiyon ayar merkezlerinden biridir. Böbreklerin etrafı, beyin ile sürekli iletişim halinde olan son derece yoğun bir sempatik sinir ağıyla örülüdür. Bu sinir sistemi, vücudun tehlike anlarında “savaş veya kaç” tepkisini yöneten sistemdir. Eğer bu sinir ağı bir sebeple aşırı derecede aktifleşir ve kontrolden çıkarsa, böbreklere sürekli olarak yanlış sinyaller gitmeye başlar. Böbrek, vücudun kan basıncının düştüğünü zannederek tehlike alarmı verir.
Bu yanlış alarm sonucunda böbrekler, kan damarlarını hızla büzüştüren ve vücutta tuz ile suyun atılmasını engelleyerek içeride birikmesini sağlayan çok güçlü hormonlar üretir. Damarlar daralır, kan hacmi artar ve sonuç olarak tansiyon tehlikeli seviyelere çıkar. Üstelik bu durum bir kısır döngüye dönüşür. Böbrek damarında fiziksel bir darlık olduğunda da böbrek yine yeterli kan alamadığı için aynı savunma mekanizmasını çalıştırır. İlaç tedavisine direnç gösteren pek çok tansiyon probleminin kök nedeni, böbrekler ve beyin arasındaki bu hatalı iletişim veya böbrek damarındaki mekanik darlıklardır.
Yüksek Tansiyon Tanısında Hangi Görüntüleme Testleri Kullanılır?
Tansiyonun altında yatan nedenleri bulmak ve organlarda yarattığı hasarı tespit etmek için sadece koldan ölçüm yapmak yetmez. Hastanın damar haritasını detaylıca incelemek gerekir.
Kullanılan başlıca yöntemler şunlardır:
- Doppler ultrasonografi
- Bilgisayarlı tomografi
- Manyetik rezonans görüntüleme
- Böbrek anjiyografisi
Doppler ultrasonografi, böbrek damarlarındaki kan akışının hızını ve yönünü ses dalgaları yardımıyla ölçen, tamamen ağrısız ve radyasyonsuz bir ilk adım testidir. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ise özel ilaçlar verilerek vücuttaki tüm ana damarların yüksek çözünürlüklü, üç boyutlu haritasını çıkarır. Damarlardaki kireçlenmeler veya yapısal darlıklar milimetrik olarak saptanır. Böbrek anjiyografisi ise kesin tanının konduğu en net yöntemdir. Tıpkı kalp anjiyosunda olduğu gibi kasıktan veya koldan çok ince bir boruyla girilerek doğrudan böbrek damarlarının içi görüntülenir ve sorunun kaynağı net olarak görülür.
İlaçların İşe Yaramadığı Dirençli Hipertansiyon Ne Demektir?
Tansiyon tedavisi sabır gerektiren, basamak basamak ilerleyen bir süreçtir. Hastalar genellikle idrar söktürücüler, damar genişleticiler veya kalp hızını yavaşlatıcılar gibi farklı mekanizmalarla çalışan ilaçları bir arada kullanırlar. Ancak bir hasta, biri mutlaka idrar söktürücü olmak kaydıyla üç veya daha fazla farklı tansiyon ilacını, doktorun önerdiği en yüksek ve uygun dozlarda kullanmasına rağmen tansiyon değerlerini hala hedef sınırların altına düşüremiyorsa, bu duruma “dirençli hipertansiyon” adı verilir.
Dirençli hipertansiyon, felç, kalp krizi ve ani böbrek iflası riskinin en yüksek olduğu, son derece kritik bir tablodur. Bu durum artık sadece ilaçlarla aşılabilecek bir metabolik sorun olmaktan çıkmıştır. Vücudun fizyolojik ayar sistemleri kilitlenmiştir. İşte tam bu noktada hastayı avuç dolusu ilaç içmeye mahkum etmek yerine, sorunun kaynağına, yani damarlara ve sinir sistemine doğrudan müdahale eden modern girişimsel yöntemler sahneye çıkar.
Dirençli Hipertansiyon Tedavisinde Renal Denervasyon İşlemi Nasıl Yapılır?
Renal denervasyon, ilaçlara direnen inatçı hipertansiyonun tedavisinde geliştirilmiş, mantığı son derece basit ama etkisi çok büyük olan bir işlemdir. Temel amaç az önce bahsettiğimiz böbrek ile beyin arasındaki o aşırı çalışan, hatalı sinyaller gönderen sempatik sinir ağını sakinleştirmektir.
Bu işlem ameliyathane yerine özel donanımlı anjiyografi laboratuvarlarında yapılır ve hastanın uyutulmasına gerek yoktur. Tamamen lokal anestezi altında, genellikle kasık bölgesindeki atardamardan çok esnek, incecik bir kateter ile vücuda girilir. Kateter, dikkatlice böbrek damarlarının içine kadar ilerletilir. Kateterin uç kısmında özel bir teknoloji barındıran minik elektrotlar bulunur.
Bu elektrotlar aracılığıyla, damarın iç yüzeyinden dışına doğru, çok kontrollü ve hafif bir radyofrekans ısı enerjisi verilir. Bu hafif ısı, damar duvarının hemen dışından geçen ve tansiyonu fırlatan o hiperaktif sinir liflerini sessizleştirir. Her iki böbrek damarı için de uygulanan bu işlem ortalama bir saatten az sürer. Sinirlerin yatıştırılmasıyla böbreğin tansiyon yükseltici hormon salgılaması bıçak gibi kesilir. İşlem sonrası hastaların tansiyon değerlerinde çok ciddi ve kalıcı düşüşler elde edilir; birçok hasta kullandığı ilaçların sayısını veya dozunu yarı yarıya azaltma şansı yakalar.
Böbrek Damarı Kaynaklı Hipertansiyon İçin Stent İşlemi Nedir?
Eğer yüksek tansiyonun sebebi sinirsel bir aşırı aktivite değil de böbreğe giden ana damarda kireçlenmeye veya yapısal bozukluğa bağlı mekanik bir darlık ise, tedavi de tamamen mekanik olmalıdır. Daralmış ve tıkanmış bir boruyu ilaç dökerek açamazsınız, fiziksel olarak genişletmeniz gerekir.
Böbrek damarı darlıklarında (renal arter stenozu) uygulanan balon ve stent işlemleri, kalp krizinde kalp damarlarını açmak için yapılan işleme çok benzer. Yine kasıktan girilerek böbrek damarındaki o daralmış bölgeye ulaşılır. Önce sönük haldeki bir balon darlığın tam ortasında yüksek basınçla şişirilerek damar yolu açılır. Ardından, açılan bu yolun tekrar büzülmesini ve kapanmasını engellemek için, o bölgeye damarın çapına uygun metal bir kafes, yani “stent” yerleştirilir. Damar açılıp böbreğe giden kan akışı normale döndüğü anda, tıpkı susuz kalmış bir toprağın suya kavuşması gibi böbrek rahatlar. Salgıladığı tehlike hormonlarını anında durdurur ve tansiyon hızla normalleşmeye başlar. İşlem son derece güvenlidir ve hasta ertesi gün normal hayatına dönebilir.
Kalp Pili Benzeri Barorefleks Aktivasyon Tedavisi Hipertansiyon İçin Nasıl Çalışır?
Vücudumuzun tansiyonu kontrol altında tutmak için kullandığı bir diğer mucizevi sistem de boynumuzdaki ana atardamarlarda (şahdamarı) bulunan basınç algılayıcı sensörlerdir. Tansiyon yükseldiğinde bu sensörler gerilir ve beyne “basınç çok arttı, damarları gevşet, kalbi yavaşlat” emri yollarlar. Ancak yıllar süren inatçı hipertansiyonda bu sensörler duyarsızlaşır ve körelir.
Barorefleks Aktivasyon Tedavisi, bu körelmiş sistemi yeniden canlandırmak için harika bir teknolojik çözümdür. Tıpkı bir kalp pili gibi küçük bir cihaz köprücük kemiğinin altına, cilt içine yerleştirilir. Bu cihazdan çıkan ince bir kablo, boyundaki o sensörlerin olduğu bölgeye bağlanır. Cihaz, sürekli olarak bu sensörlere hafif elektriksel sinyaller göndererek beyne “tansiyon çok yüksek” mesajı iletir. Beyin bu yapay uyarıya inanarak vücudun kendi tansiyon düşürücü mekanizmalarını derhal devreye sokar. Damarlar gevşer, kalp ritmi sakinleşir. Özellikle kalp yetmezliği sorunu da yaşayan inatçı tansiyon hastalarında bu yöntem hem kalbin yükünü inanılmaz derecede hafifletir hem de tansiyonu güvenli sınırlara çeker.
Ani Yükselen Hipertansiyon Krizlerinde Neler Yapılmalıdır?
Bazen tansiyon sinsi sinsi ilerlemek yerine, aniden patlayıcı bir şekilde yükselir. Kan basıncının büyük tansiyon için 180, küçük tansiyon için 120 ve üzerine aniden fırladığı; buna dayanılmaz göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu veya bedenin bir tarafında felç hissinin eşlik ettiği durumlara hipertansif acil durumlar diyoruz.
Bu durum saniyelerin bile önemli olduğu hayati bir tablodur. Yüksek basınç o an organları adeta parçalamaktadır. Böyle bir durumda hastanın derhal tam donanımlı bir acil servise ulaştırılması şarttır. Evde dil altı ilaçlarla durumu idare etmeye çalışmak vakit kaybından başka bir şey değildir. Hastanede damar yolundan verilecek güçlü ilaçlarla tansiyonun kontrollü bir şekilde organlara kan akışını bozmadan düşürülmesi gerekir. Eğer bu kriz anında beyinde pıhtı atması veya ana aort damarında yırtılma gibi katastrofik sonuçlar doğmuşsa, yine anında uygulanacak acil stentlemeler, pıhtı çıkarma işlemleri gibi girişimsel yöntemler hastanın hayatını ve yaşam kalitesini kurtaracak en önemli adımlardır.

Prof. Dr. Kadriye Orta Kılıçkesmez, Türk kardiyoloji alanında önde gelen isimlerden biridir. 24 Ocak 1974’te Tekirdağ’da doğmuştur. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra uzmanlık alanı olarak kardiyolojiyi seçmiş ve aynı üniversitenin Kardiyoloji Enstitüsü’nde uzmanlık eğitimini almıştır.2015 yılında üniversite tarafından görevlendirilerek Şişli Etfal kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuarını kurmuştur. 2017 yılında profesör olan Kadriye Kılıçkesmez 2020 yılında Prof Dr. Cemil Taşçı Hastanesi’nin kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuvarını kurmuş, kliniğin eğitim kliniği olmasını sağlamıştır.
