Kalp ritim bozukluğu (aritmi), kalbin elektriksel şebekesinde meydana gelen aksaklıklar sonucunda kalp atışlarının normalden çok hızlı, çok yavaş veya tamamen düzensiz bir hal alması durumudur. Göğüs kafesimizin içindeki bu mucizevi motorun kusursuz kasılmasını sağlayan biyo-elektrik uyarıcılar sekteye uğradığında, vücudun ihtiyaç duyduğu düzenli kan akışı tehlikeye girer. Sağlıklı bir sinüs ritminin yerini kaotik sinyallere bırakması, kalbin kan pompalama kapasitesini doğrudan düşüren mekanik bir zafiyet yaratır. Basit bir tekleme hissinden çok daha fazlasını ifade eden bu durum zamanında müdahale edilmediğinde genel kardiyovasküler sağlığı derinden etkileyen ve kalp kasını yoran ciddi bir elektriksel arızadır.
Kalp Ritim Bozukluğu (Aritmi) Nedir ve Kalbimizde Nasıl Bir Elektrik Sistemi Vardır?
Bu sorunu anlayabilmek için öncelikle kalbin o muazzam iç mimarisine ve elektrik haritasına yakından bakmak gerekir. Kalbimiz anatomik olarak iki katlı bir ev gibidir. Üst katta atriyum adı verilen iki küçük odacık, alt katta ise ventrikül adı verilen, kanı tüm vücuda ve akciğerlere pompalayan iki büyük ve güçlü odacık bulunur. Sağlıklı ve dinlenme halindeki bir insanda kalp, dakikada ortalama altmış ile yüz kez arasında, son derece düzenli bir ahenkle çarpar. Bu düzene “sinüs ritmi” adı verilir.
Peki bu ritmi başlatan şey nedir? Kalbin sağ üst odacığının tavanına yerleşmiş, gözle zor görülen ancak hayati öneme sahip doğal bir jeneratör vardır. Buna “sinüs düğümü” denir. Bu jeneratör, sizin ruh halinize, fiziksel aktivitenize ve vücudunuzun oksijen ihtiyacına göre elektrik kıvılcımları üretir. Siz derin bir uykudayken jeneratör yavaşlar ve ritmi düşürür; merdiven çıkarken veya heyecanlandığınızda ise anında hızlanarak vücudun artan talebini karşılar.
Üretilen bu ilk elektrik sinyali, tıpkı suya atılan bir taşın yarattığı dalgalar gibi kalbin üst odacıklarına yayılır ve onların kasılmasını sağlar. Ardından bu sinyal, kalbin tam ortasında yer alan, üst kat ile alt kat arasındaki tek geçiş noktası olan bir “aktarma istasyonuna” (AV düğüm) ulaşır. Bu istasyonun görevi büyüktür. Sinyali saniyenin onda biri kadar kısa bir süre tutar, bekletir ve sonra aşağıya salar. Bu kısacık bekleyiş sayesinde, üst odacıklardaki kan tamamen alt odacıklara dolma fırsatı bulur. Sinyal alt odacıklara ulaştığında, özel dağıtım kabloları üzerinden hızla yayılarak o güçlü kasılmayı yaratır ve kan vücuda pompalanır. İşte ritim bozukluğu (aritmi), bu mükemmel işleyen jeneratörün, aktarma istasyonunun veya dağıtım kablolarının herhangi bir yerinde meydana gelen arızaların genel adıdır.
Kalp Ritim Bozukluğu (Aritmi) Nedenleri Nelerdir ve Elektrik Şebekesi Neden Arızalanır?
Zaman içinde, genetik yatkınlıklarla veya maruz kalınan çevresel faktörlerle kalbin içindeki bu elektrik yolları yıpranabilir. Bazen doğuştan gelen fazladan mikroskobik kablolar hayatın ilerleyen yıllarında aktif hale gelir ve kısa devrelere yol açar. Bazen de geçirilen bir kalp krizi, kalp kasında bir yara izi bırakır. Bu yara izi, elektrik sinyali için aşılması zor bir engele dönüşür; sinyal bu engelin etrafında dönüp durarak kalbi normalden çok daha hızlı atmaya zorlar.
Bunun dışında ana jeneratörün kontrolü kaybedip devreden çıkmasıyla, kalbin bambaşka köşelerindeki sıradan hücreler isyan edercesine kendi başlarına elektrik üretmeye başlayabilir. Bu kaçak odaklar, kalbin düzenli atışını altüst eder. Yaşlanma süreciyle birlikte iletim yollarında kireçlenmeler veya aşınmalar meydana gelebilir, bu da sinyalin alt odacıklara geçemeyip kalbin tehlikeli bir şekilde yavaşlamasına sebep olur.
Sık karşılaşılan ritim bozukluğu nedenleri şunlardır:
- İleri yaş
- Yüksek kan basıncı
- Koroner damar hastalıkları
- Geçirilmiş kalp krizleri
- Kalp kapakçığı sorunları
- Doğuştan gelen kalp anomalileri
- Kalp kası iltihapları
- Tiroit bezinin aşırı çalışması
- Şeker hastalığı
- Kronik akciğer hastalıkları
- Uyku apnesi
- Aşırı kafein tüketimi
- Yoğun alkol kullanımı
- Tütün ürünleri kullanımı
- Kronik stres ve anksiyete
- Bazı reçeteli ilaçların yan etkileri
- Kanda mineral dengesizliği
Bu faktörlerin birçoğu kalbin fiziksel yapısını zorlayarak, odacıkların genişlemesine veya duvarların kalınlaşmasına neden olur. Fiziksel yapı bozulduğunda, içine döşenmiş olan elektrik tesisatı da gerilir, esner ve nihayetinde fonksiyonunu yitirerek ritim problemlerine zemin hazırlar.
Kalp Ritim Bozukluğu (Aritmi) Belirtileri Nelerdir ve Hastalar Neler Hisseder?
Her insanın vücudunun verdiği tepki farklıdır. Bazı kişilerde çok ciddi ritim bozuklukları olmasına rağmen hiçbir şikayet görülmeyebilir ve bu durum tamamen tesadüfen, rutin bir muayene sırasında çekilen kalp grafisinde ortaya çıkar. Ancak büyük çoğunlukta bu elektriksel kaos, günlük yaşamı doğrudan etkileyen ve ciddi endişe yaratan çok somut hislerle kendini gösterir.
En yaygın aritmi belirtileri şunlardır:
- Çarpıntı
- Göğüste pırpır hissi
- Boyunda atım hissi
- Nefes darlığı
- Baş dönmesi
- Göz kararması
- Bayılma
- Bayılacakmış gibi olma
- Göğüs kafesinde baskı
- Göğüs ağrısı
- Çabuk yorulma
- Sebebsiz halsizlik
- Soğuk terleme
Bu hislerin nasıl yaşandığını biraz daha detaylandırmak gerekirse; göğüs kafesinin içinde bir kuş kanat çırpıyormuş gibi veya kalp bir anlığına durup sonra çok güçlü bir şekilde tekliyormuş gibi bir his oldukça yaygındır. Özellikle aniden başlayan hızlı kalp atışları sırasında kişi, oturduğu yerde bile sanki kilometrelerce koşmuş gibi nefes nefese kalabilir. Kalp çok hızlı çarptığında odacıkların içi kanla dolamaz. Dolamayan kan, vücuda ve en önemlisi beyne yeterince pompalanamaz. Beyne giden kan akışındaki bu saniyelik azalmalar, hastaların aniden gözlerinin kararmasına, dengelerinin bozulmasına ve ileri durumlarda tamamen bilinçlerini kaybederek bayılmalarına yol açar. Bu tür bayılmalar (senkop), çok ciddiye alınması gereken ve altta yatan mekanizmanın mutlaka araştırılmasını gerektiren alarmlardır.
Kalbin Üst Odacıklarından Kaynaklanan Ritim Bozukluğu (Aritmi) Çeşitleri Nelerdir?
Kalbin anatomik olarak üst kısmından, yani atriyumlardan kaynaklanan hızlı ritim problemleri genel olarak supraventriküler taşikardiler olarak adlandırılır. Bunların büyük bir kısmı hayati tehlike yaratmaktan ziyade, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren, kişiyi sürekli tetikte hissettiren rahatsızlıklardır.
Bu grupta en sık karşılaşılan durum kalbin ortasındaki aktarma istasyonunda oluşan “kısa devreler”dir. Genellikle genç yaşlarda bile ortaya çıkabilen bu ataklar, tıpkı bir düğmenin açılıp kapanması gibi aniden başlar ve aniden sonlanır. Kişi televizyon izlerken veya kitap okurken kalbi saniyeler içinde dakikada yüz elli, iki yüz atıma çıkabilir. Doğuştan kalpte var olan normalde olmaması gereken ekstra bir iletim kablosu üzerinden sinyalin bir döngüye girmesi, bu kısa devrelerin en bilinen mekanizmasıdır.
Bu grubun en sinsi ve toplumda en yaygın görülen üyesi ise atriyal fibrilasyondur. Bu durum basit bir kısa devre değil kalbin üst odacıklarında tam anlamıyla bir elektriksel fırtınanın kopmasıdır. Normalde tek bir sinyalle düzenli kasılan odacıklar, bu fırtına sırasında dakikada üç yüz, dört yüz uyarının bombardımanına tutulur. Kasılamayan kalp dokusu adeta titremeye başlar. Bu titreme hali kalbin verimini düşürür, hastada inanılmaz bir bitkinlik ve yorgunluk yaratır. Ancak asıl büyük tehlike bu değildir. Üst odacıklar düzenli kasılamadığında, kanın bir kısmı odacıkların kör noktalarında göllenir. Hareketsiz kalan kan, tıpkı akmayan bir suyun yosun tutması gibi, zamanla pıhtılaşma eğilimi gösterir. Eğer bu pıhtı yerinden kopup kan akışıyla beyni besleyen damarlara ulaşırsa, inme (felç) adı verilen çok ağır sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle atriyal fibrilasyon, sadece kalbin hızını düzeltmekle kalınmayıp, aynı zamanda kan sulandırıcı stratejilerin büyük bir titizlikle planlandığı kapsamlı bir tedavi yaklaşımı gerektirir.
Kalbin Alt Odacıklarından Kaynaklanan Hayati Ritim Bozukluğu (Aritmi) Türleri Nelerdir?
Kalbin üst kısmı ritmi belirlerken, alt kısmı (ventriküller) vücuda yaşamı pompalayan asıl ağır işçilerdir. Bu nedenle ritim bozukluğunun kaynağı kalbin alt odacıkları olduğunda, durum saniyeler içinde hayati bir tehlikeye dönüşme potansiyeli taşır. Ventriküler aritmiler, hemodinamik dengeyi yani kan basıncını ve organların oksijenlenmesini anında bozan, çok kritik tablolardır.
Bu durum genellikle daha önce geçirilmiş ve kalp kasında hasar bırakmış enfarktüslerin bir mirası olarak ortaya çıkar. Hasar görmüş ölü doku (skar) ile sağlıklı doku arasındaki sınırda, elektriksel iletim özelliklerindeki farklılıklar sebebiyle küçük akım tünelleri oluşur. Elektrik sinyali bu tünellerin içine hapsolup sürekli dönmeye başladığında, kalbin alt odacıkları ana jeneratörü tamamen devre dışı bırakarak kontrolü ele alır. Kalp dakikada iki yüzün üzerinde atmaya zorlandığında artık içini kanla dolduramaz, sadece boş yere kasılır. Tansiyon hızla düşer, hasta ayakta duramaz hale gelir.
Bunun daha ileri ve en korkutucu safhası ise ventriküler fibrilasyondur. Burada artık hiçbir düzenli elektriksel döngü kalmamıştır. Kalbin alt odacıkları tıpkı sudan çıkmış bir balık gibi sadece kontrolsüzce titrer. Kalp mekanik olarak durmuştur ve beyin de dahil olmak üzere hiçbir organa kan gitmez. Bu durum ani kardiyak ölümün en sık görülen nedenidir ve dışarıdan yüksek enerjili bir elektroşok cihazıyla (defibrilatör) müdahale edilmedikçe geri dönüşü yoktur.
Kalp Ritim Bozukluğu (Aritmi) Teşhisinde Elektrofizyolojik Çalışma (EPS) Nasıl Yapılır?
Hastaneye gittiğinizde şikayetlerinizi dinleyen hekimin ilk yapacağı şey bir elektrokardiyogram (EKG) çekmek olacaktır. EKG, kalbin elektriksel haritasını göğüs duvarına yapıştırılan bantlar aracılığıyla dışarıdan izleyen, tamamen ağrısız ve çok temel bir testtir. Ancak EKG’nin büyük bir kısıtlılığı vardır; sadece o anın fotoğrafını çeker. Eğer siz o an bir çarpıntı veya tekleme yaşamıyorsanız, EKG tamamen kusursuz çıkabilir. Günlerce üzerinizde taşıdığınız ritim holter cihazları bile bazen saklanan bir ritim problemini yakalamakta yetersiz kalabilir. İşte kesin teşhis için tıbbın sunduğu altın standart, kalbin içine doğrudan girilerek yapılan elektrofizyolojik çalışmadır.
Bu işlem bir ameliyat değil anjiyografi laboratuvarı şartlarında yapılan özel bir haritalama yöntemidir. Hastanın sadece kasık bölgesi uyuşturulur ve bu bölgedeki büyük toplardamarlardan çok ince, ucu özel elektrotlarla kaplı esnek teller (kateterler) vücuda yerleştirilir. Damar yolu bir otoban gibi kullanılarak bu teller kalbin içine kadar ilerletilir. Teller kalbin sağ üst köşesine, orta noktasına ve alt odacıklarına özenle yerleştirildiğinde, kalbin içindeki o kusursuz elektrik şebekesinin gerçek zamanlı, milisaniyelik bir krokisi bilgisayar ekranına yansır.
Dışarıdan verilen uyarılarla, hastanın günlük hayatta yaşadığı o korkutucu çarpıntı laboratuvar ortamında, hekimin tam kontrolü altında tetiklenir. Çarpıntı başladığı anda, içerideki bu akıllı teller sorunun milimetrik hangi noktadan çıktığını, ana kablolarda mı yoksa yan yollarda mı bir arıza olduğunu kesin olarak tespit eder. Bu işlem bir nevi kalbin içindeki o yaramaz hücreyi veya hatalı kabloyu suçüstü yakalamak gibidir. Teşhis konduktan sonra ise hasta masadan kalkmadan, genellikle aynı seans içinde tedavi aşamasına geçilir.
Kalp Ritim Bozukluğu (Aritmi) Tedavisinde Kateter Ablasyonu Hangi Yöntemlerle Uygulanır?
Geçmişte kalpteki elektriksel sorunlar ağırlıklı olarak uzun yıllar boyunca her gün kullanılması gereken ritim düzenleyici ilaçlarla kontrol altına alınmaya çalışılırdı. Ancak ilaçlar sorunun kökünü kazımaz, sadece hastalığı maskeler ve zamanla bazı yan etkilere neden olabilirler. Modern kardiyoloji, sorunun merkezini fiziksel olarak ortadan kaldıran “kateter ablasyonu” ile artık kalıcı bir iyileşme (şifa) sunabilmektedir. Ablasyon, o tespit edilen hatalı kısa devrenin veya kaçak akım üreten hücre grubunun, farklı enerji türleri kullanılarak kalıcı olarak sessizleştirilmesi işlemidir.
Bu sessizleştirme işlemi için kullanılan temel teknolojiler günümüzde oldukça çeşitlenmiştir. İlki, en yaygın kullanılan yöntem olan radyofrekans ablasyonudur. Ucu yönlendirilebilir bir kateter aracılığıyla sorunlu dokuya ulaşıldığında, oraya çok düşük voltajlı bir alternatif akım verilir. Bu akım dokuda hafif bir sürtünme ısısı yaratır (yaklaşık elli derece civarında) ve o küçücük alanı minik bir nokta halinde kurutarak elektrik iletimini sonsuza dek keser. Bu yöntem noktasal atış gerektiren çarpıntılarda olağanüstü yüksek başarı oranlarına sahiptir.
Bir diğer teknoloji olan kriyoablasyon ise ısıtmak yerine tam tersi bir mekanizmayla, dondurarak tedavi etme prensibine dayanır. Özellikle atriyal fibrilasyon gibi sorunların kalbe girdiği akciğer damarlarının ağzına yerleştirilen özel bir balon sayesinde uygulanır. Balonun içine gönderilen eksi derecelerdeki gaz, damarın ağzını dairesel bir şekilde anında dondurur ve o bölgedeki hastalıklı dokuları devre dışı bırakır.
Tıp dünyasında heyecan yaratan en yeni devrim ise hücresel düzeyde çalışan pulse field ablasyon (PFA) teknolojisidir. Bu yöntem ısı veya soğuk kullanmaz; bunun yerine saniyenin binde biri kadar çok kısa sürelerde, çok yüksek voltajlı elektriksel darbeler gönderir. Bu darbelerin en büyük özelliği sadece kalp kası hücrelerine etki etmesidir. Sorunlu hücrenin zarında mikroskobik gözenekler açarak onu işlevsiz hale getirirken, hemen bitişikteki yemek borusu veya sinir ağları gibi diğer dokulara hiçbir zarar vermez. Bu doku seçiciliği özelliği, işlemin güvenliğini daha önce görülmemiş seviyelere taşımıştır.
Üç Boyutlu Haritalama Sistemleri Ritim Bozukluğu (Aritmi) Tedavisinde Nasıl Kullanılır?
Özellikle kalp krizi sonrası oluşmuş hasarlara bağlı gelişen tehlikeli aritmilerde veya karmaşık yapıdaki atriyal fibrilasyon vakalarında, hekimin sadece röntgen altındaki iki boyutlu gölgelere bakarak işlem yapması yeterli değildir. Kalbin içi girintili çıkıntılı, üç boyutlu ve sürekli hareket halinde olan karmaşık bir mağara gibidir. İşte bu noktada ileri teknoloji haritalama sistemleri devreye girer.
Bu sistemleri, otomobillerimizde kullandığımız GPS navigasyon cihazlarının kalbin içine uyarlanmış hali gibi düşünebilirsiniz. Hasta yatağının altına yerleştirilen manyetik alanlar ve kalbin içindeki özel sensörlü teller sayesinde, kalbin birebir üç boyutlu, renkli bir anatomik modeli bilgisayar ekranında inşa edilir. Üstelik bu sistemler sadece şekli çizmekle kalmaz, kalbin içindeki elektrik yayılımını renk skalalarıyla canlı olarak gösterir. Elektriğin en erken başladığı ve kırmızı renk ile parlayan nokta, sorunun tam kalbidir ve ablasyonun yapılacağı ana hedeftir. Bu sayede işlemler milimetrik bir kusursuzlukla, ezbere değil tamamen bireye özgü çıkarılan bir harita üzerinden sıfır hata payıyla gerçekleştirilir.
Ritim Bozukluğu (Aritmi) İçin Kalp Pili ve Şok Cihazları (ICD) Kimlere Takılır?
Tüm ritim bozuklukları ablasyonla tedavi edilemez. Eğer sorun kalbin hızlı atması veya kısa devre yapması değil de yaşlanmaya, kireçlenmeye veya bir hasara bağlı olarak ana kabloların kopması ve kalbin çok yavaşlaması ise, o zaman vücudun dışarıdan bir desteğe ihtiyacı vardır.
Kalp pilleri (pacemaker), köprücük kemiğinin hemen altına cilt içine gizlenen minik bir batarya ve buradan damar yoluyla kalbin içine uzanan incecik akıllı tellerden oluşur. Bu cihazlar aslında sürekli devrede değildir; kalbin ritmini gizlice izleyen sessiz birer nöbetçidirler. Kalp kendi kendine yeterli hızda attığı sürece beklerler, ancak jeneratör teklerse veya ritim tehlikeli derecede yavaşlarsa anında devreye girerek kalbe fizyolojik, hissedilmeyen küçük uyarılar gönderir ve hayatın normal hızında devam etmesini sağlarlar.
Bir de görünümü pile benzeyen ama işlevi çok daha büyük olan şok cihazları (ICD) vardır. Bunlar kalbinde ağır hasar olan ve her an ölümcül bir ritim bozukluğuna girme riski taşıyan hastalar için tasarlanmış, vücuda yerleştirilen adeta küçük bir acil servis ünitesidir. Bu cihaz, kalbin alt odacıklarından kaynaklanan o kaotik titremeyi (fibrilasyonu) algıladığı saniyede, dışarıdan bir sağlık ekibinin gelmesini beklemeden içeriden güçlü bir elektrik şoku vererek kalbi resetler ve hastayı hayata döndürür. Bu cihazlar tedavi etmekten ziyade, yüksek riskli hastalarda ani ölümü engelleyen en güçlü sigortalardır.
Ritim Bozukluğu (Aritmi) İşlemleri Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
Birçok hastanın en büyük endişesi, kalbine müdahale edildikten sonraki sürecin ne kadar zorlu olacağıdır. Ancak modern elektrofizyoloji işlemlerinin en büyük avantajı, göğüs kafesi açılmadan, tamamen damar içinden (minimal invaziv) yapılmasıdır. Ablasyon veya pil işlemleri sonrası hasta genellikle aynı gün veya bir gece gözetim altında tutulduktan sonra ertesi sabah evine, sevdiklerinin yanına yürüyerek dönebilmektedir.
Kasık bölgesinden girilen damarın iyileşmesi çok hızlıdır. Hastalar taburcu olduktan sonraki birkaç gün içinde günlük rutin aktivitelerine, masa başı işlerine dönebilirler. İşlem sonrası ilk haftalarda kalpte iyileşmeye bağlı hafif tekleme hisleri olması son derece normaldir; bu kalbin yeni düzene alışma çabasıdır. Önemli olan hekimin yazdığı ilaçların harfiyen kullanılması ve önerilen dinlenme sürelerine uyulmasıdır. Yıllarca korkuyla ve her an hastaneye gitme endişesiyle yaşayan pek çok kişi, işlemin başarılı olmasının ardından psikolojik olarak da büyük bir hafifleme yaşayarak hayata adeta yeniden başlar.
İşlem sonrası dikkat edilmesi gereken temel adımlar şunlardır:
- İşlem bölgesini zorlamamak
- Ağır eşya kaldırmamak
- Bol sıvı tüketmek
- İlaçları saati saatine almak
- Önerilen sürede dinlenmek
- Kontrol EKG’lerini aksatmamak
- Yavaş tempoda yürüyüşler yapmak
Günlük Yaşamda Ritim Bozukluğu (Aritmi) Riskini Azaltmak İçin Neler Yapılabilir?
Tıptaki bunca ilerlemeye ve mucizevi teknolojik çözümlere rağmen, kalbimizin sağlığını korumanın ilk adımı kendi ellerimizdedir. Kalp, sadece hücrelerden oluşan mekanik bir pompa değil; yediğimiz yemeğe, soluduğumuz havaya, içtiğimiz suya ve en önemlisi yaşadığımız duygusal dalgalanmalara anında tepki veren çok hassas bir organdır. Ritim bozukluklarını tetikleyen faktörlerin birçoğu aslında değiştirilebilir yaşam tarzı alışkanlıklarıdır. Tedavi başarılı olsa bile, altta yatan bu kötü alışkanlıklar düzeltilmezse, sorunlar zamanla kalbin başka bir köşesinden tekrar baş gösterebilir. Bu nedenle bedeninize iyi bakmak, uygulanacak tüm ileri düzey tedavilerin temelini oluşturur.
Günlük hayatta alınabilecek basit önlemler şunlardır:
- Düzenli tempolu yürüyüş
- İdeal kiloya ulaşmak
- Sigarayı tamamen bırakmak
- Tuz tüketimini kısıtlamak
- Yeterli miktarda su içmek
- Çay ve kahveyi sınırlamak
- Düzenli uyku uyumak
- Stres yönetimi yapmak
- Düzenli tansiyon ölçümü
- Şeker seviyesini kontrol etmek
- Düzenli doktor kontrolü
Özellikle kilo vermenin aritmi üzerindeki iyileştirici gücü tartışılmaz bir bilimsel gerçektir. Vücut ağırlığındaki %10’luk bir azalma bile kalbin üzerindeki yükü inanılmaz derecede hafifletir ve ablasyon işlemlerinin uzun vadeli başarısını katlayarak artırır. Kalp sağlığı, sadece hastalık kapıyı çaldığında değil hayatın her anında önemsenmesi gereken bir bütündür.

Prof. Dr. Kadriye Orta Kılıçkesmez, Türk kardiyoloji alanında önde gelen isimlerden biridir. 24 Ocak 1974’te Tekirdağ’da doğmuştur. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra uzmanlık alanı olarak kardiyolojiyi seçmiş ve aynı üniversitenin Kardiyoloji Enstitüsü’nde uzmanlık eğitimini almıştır.2015 yılında üniversite tarafından görevlendirilerek Şişli Etfal kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuarını kurmuştur. 2017 yılında profesör olan Kadriye Kılıçkesmez 2020 yılında Prof Dr. Cemil Taşçı Hastanesi’nin kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuvarını kurmuş, kliniğin eğitim kliniği olmasını sağlamıştır.
