Kalp damar tıkanıklığı, kalbin kesintisiz çalışması için gereken kanı taşıyan koroner arterlerin iç çeperinde kolesterol, yağ ve kireç birikmesiyle oluşan daralma veya tam tıkanma durumudur. Koroner arter hastalığı olarak da tanımlanan bu süreçte kalp kası yeterince beslenemez; bu da göğüs ağrısı, çabuk yorulma ve ciddi vakalarda kalp krizi riskini beraberinde getirir. Günümüzde girişimsel kardiyolojinin sağladığı gelişmiş anjiyo teknikleri ve yeni nesil ilaçlı stent uygulamaları sayesinde bu hayati damarlar, cerrahi işleme gerek kalmadan güvenle açılabilmektedir. Bu modern tedavi yöntemleri, hastaların yaşam süresini uzatırken günlük aktivitelerine hızla dönmelerine imkan tanır.

Yazı İçeriği

Kalp damar tıkanıklığı süreci damarlarımızın içinde nasıl başlar?

Damarlarımızın içi aslında sanıldığı gibi dümdüz, cansız bir boru değildir. Orada kanın yağ gibi akıp gitmesini sağlayan, pıhtılaşmayı önleyen çok ince, akıllı ve canlı bir zar tabakası vardır. Bu zar tabakası, damarın genişlemesini veya daralmasını bile kendi kendine ayarlayan muazzam bir sistemdir. Ancak yıllar içerisinde yüksek tansiyonun yarattığı fiziksel baskı, sigara dumanıyla vücuda giren zehirli kimyasallar veya kontrol edilemeyen kan şekeri gibi dış etkenler bu hassas zarı zedelemeye başlar. Zar zedelendiğinde, kanda dolaşan kötü kolesterol parçacıkları bu çatlaklardan sızarak damar duvarının içine yerleşir.

Vücudumuzun savunma sistemi bu yağ birikintilerini bir düşman gibi algılayarak onları yok etmek için bölgeye hücreler gönderir. Ancak bu hücreler o kadar çok yağ yutarlar ki kendileri de orada şişip kalarak birikirler. Yıllar süren bu sessiz savaşın sonucunda, damar duvarında içi kolesterol lapasıyla ve iltihapla dolu, dışı ise sert bir kılıfla kaplı olan plaklar oluşur. Zamanla bu yapıya kireç de eklenince damar o güzel esnekliğini kaybeder ve kanın geçtiği tünel giderek daralmaya başlar.

Kalp damar tıkanıklığı riskini artıran temel faktörler nelerdir?

Bu süreç aniden ortaya çıkmaz; genellikle yıllar boyunca biriken çeşitli risk faktörlerinin ortak bir sonucudur. Hastalığa zemin hazırlayan temel unsurlar şunlardır:

  • İlerleyen yaş
  • Erkek cinsiyeti
  • Genetik yatkınlık
  • Şeker hastalığı
  • Yüksek tansiyon
  • Yüksek kolesterol
  • Sigara kullanımı
  • Obezite
  • Hareketsiz yaşam
  • Aşırı stres

Yukarıda sıralanan faktörlerin ilk üçü bizim elimizde olmayan, doğuştan getirdiğimiz veya zamanla mecburen karşılaştığımız durumlardır. Ailemizde, özellikle anne veya babamızda erken yaşlarda kalp sorunları yaşanmışsa, bu durum genetik olarak daha dikkatli olmamız gerektiğine işaret eder. Ancak listenin geri kalanındaki tüm maddeler tamamen bizim günlük alışkanlıklarımıza ve yaşam tarzımıza bağlıdır. Tansiyonun sürekli yüksek seyretmesi damar duvarını adeta zımparalayarak yorarken, sigara kullanımı pıhtılaşmayı anında tetikleyen en tehlikeli alışkanlıktır. Hareketsiz bir beden ve artan kilolar ise vücuttaki genel iltihaplanmayı artırarak bu süreci durmaksızın hızlandırır.

Şeker hastalığı ve kadın cinsiyeti kalp damar tıkanıklığı sürecini nasıl etkiler?

Şeker hastalığı, vücuttaki tüm damar ağı için adeta sessiz ama çok yıkıcı bir fırtına gibidir. Kanda sürekli yüksek seviyede dolaşan şeker, damarları içten içe paslandırır. Şeker hastalarında daralmalar sadece belli bir noktada değil genellikle damarın başından sonuna kadar çok daha yaygın ve kireçli bir şekilde görülür. Bu da yapılacak olan tedavi işlemlerini zorlaştıran önemli bir detaydır.

Kadınlarda ise menopoz öncesi dönemde vücudun ürettiği östrojen hormonu, damarlar için harika bir koruyucu kalkan görevi görür. Bu kalkan sayesinde kadınlarda bu hastalık erkeklere kıyasla daha geç yaşlarda başlar. Ancak menopozla birlikte bu doğal koruma ortadan kalktığında risk seviyesi çok hızlı bir şekilde yükselir. Üstelik kadınların damar yapıları erkeklere göre daha ince olduğundan, hastalık başladığında maalesef çoğu zaman daha hızlı ilerleme eğilimindedir.

Kalp damar tıkanıklığı kendini ilk olarak hangi belirtilerle gösterir?

Damar yavaş yavaş daralmaya başladığında, kişi dinlenirken veya otururken kalbin kan ihtiyacı az olduğu için hiçbir şikayet hissetmeyebilir. Ancak fiziksel bir efor sarf edildiğinde tablo değişir. Sık karşılaşılan ilk belirtiler şunlardır:

  • Göğüs ortasında baskı
  • Sol kola yayılan ağrı
  • Çeneye vuran sızı
  • Sırtta ağırlık hissi
  • Boyun bölgesinde sıkışma

Kişi merdiven çıkarken, yokuş tırmanırken veya ağır bir yemek sonrası yürüyüş yaparken kalbin daha fazla kan pompalaması ve daha fazla oksijen tüketmesi gerekir. Daralmış olan o yollar bu yoğun talebi karşılayamaz. Oksijensiz kalan kas dokusu bu durumu beyne ağrı olarak iletir. Bu ağrı çoğu zaman göğsün tam ortasına oturmuş ağır bir taş, bir mengene gibi sıkışma veya ciddi bir yanma hissi olarak tarif edilir. Kişi yürümeyi bırakıp dinlendiğinde ise kalbin iş yükü azalacağı için bu şikayetler birkaç dakika içerisinde kendiliğinden yatışır ve kaybolur.

Kalp krizi aslında kalp damar tıkanıklığı sürecinin neresindedir?

Kalp krizi, yıllar içinde oluşan o plakların artık dayanamayıp aniden çatlaması veya yırtılması olayıdır. İçi yağ ve iltihap dolu bu plakların üzerini örten zar tabakası bazen çok incedir. Aşırı bir stres anında, ani bir tansiyon fırlamasında bu ince zar yırtılır. Yırtık oluştuğunda damarın içindeki kan bu hasarlı dokuyla temas eder ve vücut o bölgede bir kanama olduğunu zannederek orayı onarmak için saniyeler içinde kan pıhtılaştırıcı hücreleri oraya yığar.

İşte asıl felaket burada başlar. Zaten daralmış olan damar, hızla büyüyen bu kan pıhtısı yüzünden tamamen ve aniden tıkanır. Kalp kasına giden kan akışı bir anda sıfıra iner. Kriz anında yaşanan o göğüs ağrısı artık dinlenmekle geçmez. Ağrı çok daha şiddetlidir, saatlerce sürebilir ve beraberinde çok yoğun bir ölüm korkusu getirir. Damarın kapalı kaldığı her dakika milyonlarca kalp hücresinin geri dönüşümsüz olarak ölmesi anlamına gelir.

Göğüs ağrısı hiç olmadan da kalp damar tıkanıklığı krizleri yaşanabilir mi?

Bu hastalığın en tehlikeli ve kafa karıştırıcı yanlarından biri de budur. Her zaman o filmlerde gördüğümüz klasik göğsünü tutarak yere yığılma tablosu yaşanmaz. Bazı hasta grupları klasik belirtileri hiç yaşamadan bu süreci çok sessiz geçirebilirler. Risk altındaki gruplar şunlardır:

  • İleri yaştaki bireyler
  • Şeker hastaları
  • Kadın hastalar

Özellikle yıllarca devam eden şeker hastalığı, vücuttaki sinir uçlarına zarar verir. Sinir uçları köreldiği için hasta, kalbinin oksijensiz kaldığını acı veya ağrı olarak hissedemez. Buna sessiz iskemi diyoruz. Hasta efor sarf ettiğinde sadece açıklanamayan bir nefes darlığı, aşırı bir yorgunluk veya göz kararması yaşayabilir. Kalbin alt yüzeyini besleyen damarlar tıkandığında ise ağrı mideye vurabilir; hasta sadece bir mide yanması, hazımsızlık veya gaz sancısı çektiğini zannedebilir. Bu tarz atipik belirtiler zamanında hastaneye başvuruyu geciktirebileceği için son derece dikkat edilmesi gereken konulardır.

Kalp damar tıkanıklığı şüphesiyle hastaneye gidildiğinde hangi ön testler yapılır?

Şikayetlerle başvuran bir kişide teşhis sürecine en hızlı ve en zararsız yöntemlerle başlanır. Bu aşamada uygulanan öncelikli yöntemler şunlardır:

  • Elektrokardiyografi
  • Kan tahlili
  • Ekokardiyografi
  • Efor testi
  • Sanal anjiyo

Sürecin ilk adımı her zaman elektrokardiyografidir. EKG sayesinde kalbin o anki elektriksel haritası saniyeler içinde çıkarılır ve aktif bir kriz olup olmadığı anlaşılır. Eğer şüphe varsa, saatlik kan tahlilleri yapılarak kanda troponin adı verilen çok özel bir proteine bakılır. Kalp hücreleri hasar gördüğünde içlerindeki bu proteini kana sızdırırlar. Ekokardiyografi ile kalbin kasılma gücüne ve kapakçıklarına ultrason dalgalarıyla bakılır. Hastanın şikayetleri varsa ama istirahat testleri normalse, kişiyi koşu bandında yürüterek kalbi zorladığımız efor testine başvurulur. Tüm bunların ötesinde, damarların içine hiç girmeden sadece kol damarından bir ilaç vererek tomografiyle kalbin haritasını çıkaran sanal anjiyo yöntemi de son yıllarda tanıda çok büyük bir kolaylık sağlamaktadır.

Kesin teşhis için kalp damar tıkanıklığı anjiyosu nasıl uygulanır?

Eğer yapılan tüm ön testler riskin yüksek olduğunu gösteriyorsa veya kişi doğrudan bir kriz tablosuyla geldiyse, kesin durumu görmek için klasik anjiyografi işlemi yapılır. Bu işlem kesinlikle bir ameliyat değildir. Hasta tamamen uyanıktır ve sadece işlemin yapılacağı küçük bölge lokal anestezi ile uyuşturulur. İncecik, esnek borucuklar kullanılarak atardamarlardan içeri girilir ve kalbi besleyen o yolların tam başlangıç noktasına kadar ilerlenir.

Bu noktadan sonra damarların içine özel bir boyalı sıvı verilerek röntgen cihazı altında kalbin hareketli bir filmi çekilir. Bu film sayesinde damarların neresinde tıkanıklık var, daralma yüzde kaç oranında ve tıkanan bölge ne kadar uzunlukta gibi soruların cevabı milimetrik bir kesinlikle ortaya konur. İşlem sırasında herhangi bir ağrı hissedilmez ve çoğu zaman sadece on, on beş dakika gibi kısa bir sürede tamamlanır.

Kasıktan ve el bileğinden yapılan kalp damar tıkanıklığı anjiyoları arasındaki farklar nelerdir?

Geçmiş yıllarda anjiyo işlemi neredeyse her zaman kasık bölgesindeki büyük atardamardan yapılırdı. Ancak günümüzde çok daha konforlu bir yöntem olan el bileğinden anjiyo işlemi tercih edilmektedir. El bileği kullanımının sağladığı başlıca avantajlar şunlardır:

  • Düşük kanama riski
  • İşlem sonrası hemen ayağa kalkabilme
  • Kum torbası gerektirmemesi
  • Çoğu zaman aynı gün taburcu olma

Kasıktan yapılan işlemlerde damar çok derinde ve geniş olduğu için kanamayı durdurmak oldukça zordur. İşlem sonrası hastanın saatlerce sırtüstü, hareketsiz ve üzerinde ağır bir kum torbasıyla yatması gerekir. Bu durum özellikle bel fıtığı olanlar veya yaşlılar için büyük bir eziyettir. Oysa el bileğindeki damar hemen derinin altındadır ve altında sert bir kemik olduğu için işlem bitince küçük bir bandajla kanama anında durdurulur. Hasta masadan kalkıp yürüyerek odasına gidebilir, yemeğini yiyebilir ve birkaç saat içinde yürüyerek evine dönebilir.

Sınırda kalan kalp damar tıkanıklığı durumlarında hangi hassas ölçümlerden faydalanılır?

Bazen anjiyo filmini çektiğimizde damardaki daralmanın yüzde kırk ile yüzde yetmiş arasında kaldığını görürüz. Sadece gözle bakarak bu seviyedeki bir daralmanın kalbe giden kanı gerçekten bozup bozmadığını anlamak zordur. Boşu boşuna stent takmak istemediğimiz gibi, hastayı tedavisiz de bırakamayız. Bu durumda damar içi basınç ölçümü denilen bir teknoloji kullanırız.

Saç teli inceliğinde, ucunda mikroskobik bir basınç sensörü olan tel ile damardaki dar bölgenin arkasına geçeriz. Özel ilaçlarla kalbi hızlandırır ve dar bölgenin öncesi ile sonrası arasındaki kan basıncını dijital olarak ölçeriz. Basınç çok düşüyorsa oraya müdahale edilir. Bunun dışında, bazen kamerayla damarın içine girerek damarın katmanlarını ve plağın tam yapısını sese veya ışığa dayalı dalgalarla görüntüler, tıkanıklığın gerçek boyutunu milimetrik olarak tespit ederiz.

Ameliyatsız kalp damar tıkanıklığı tedavisi olan balon ve stent işlemi nasıl ilerler?

Eğer anjiyo sonucunda damarda ciddi bir daralma veya tam bir kapanma tespit edilirse, çoğunlukla aynı seansta tedavi işlemine geçilir. İlk adım, tıkalı olan o dar bölgeyi çok ince, yönlendirilebilir bir kılavuz tel ile yavaşça geçmektir. Bu tel, sonrasında kullanılacak malzemeler için bir tren rayı görevi görür. Sönük haldeki çok küçük bir balon bu tel üzerinden kaydırılarak tam darlığın olduğu noktaya getirilir ve dışarıdan yüksek basınçla şişirilir.

Balon şiştiğinde, o kireçli ve yağlı dokuyu damar duvarına doğru ezer ve kanın geçebileceği tüneli açar. Ancak balon indirilip çıkarıldığında damar tekrar büzüşme eğilimi gösterebilir. Bunu engellemek için çelik veya çok özel metal alaşımlardan yapılmış, tükenmez kalem yayına benzeyen incecik bir tel örgü olan stent aynı bölgeye yerleştirilir. Stent damara bir iskelet desteği verir ve açılan yolun kalıcı olarak açık kalmasını garanti altına alır.

Yeni nesil ilaçlı stentlerin kalp damar tıkanıklığı tedavisindeki avantajları nelerdir?

Eskiden kullanılan çıplak metal stentlerde vücut bu metali yabancı bir cisim olarak algılayıp üzerine aşırı miktarda hücre yığarak damarı aylar içinde tekrar daraltabiliyordu. Ancak modern tıbbın sunduğu yeni nesil ilaçlı stentler bu sorunu büyük oranda çözmüştür. Bu stentlerin getirdiği yenilikler şunlardır:

  • Düşük tekrar tıkanma oranı
  • Damar içi yüzeyin pürüzsüz kalması
  • Yüzeydeki özel polimer kaplama
  • İlacın haftalarca yavaş yavaş salınması

Bu stentlerin üzerinde gözle görülmeyen plastik benzeri bir kaplama vardır ve bu kaplamaya çok güçlü ilaçlar emdirilmiştir. Stent damara yerleştirildikten sonra haftalar boyunca bu ilacı çevre dokulara yavaş yavaş salgılar. İlaç, hücrelerin aşırı çoğalmasını durdurur. Böylece stentin içi ayna gibi pürüzsüz kalır ve tekrar daralma riski neredeyse sıfıra yakın seviyelere kadar iner. Hastalar için bu teknoloji, tedavinin ömrünü inanılmaz derecede uzatmıştır.

Yıllarca tamamen tıkalı kalmış kalp damar tıkanıklığı vakaları ameliyatsız açılabilir mi?

Bir damar aniden tıkandığında kriz olurken, yavaş yavaş ve tıkandığında aylar veya yıllar boyunca o şekilde kalabilir. Bu duruma kronik total oklüzyon diyoruz. Eskiden bu damarlar için kesinlikle bir şey yapılamaz, hasta doğrudan açık ameliyata gönderilirdi. Çünkü uzun süre kapalı kalan bölge adeta betonlaşır ve klasik tellerle o bölgeyi geçmek imkansız bir hal alırdı.

Ancak günümüzde çok üst düzey, ince mühendislik ürünü teller ve gelişmiş teknikler sayesinde bu betonlaşmış yollar bile ameliyatsız açılabilmektedir. Bazen tıkalı bölgeye önden sert tellerle baskı yapılarak girilir, bazen de kalbin kendi kendine oluşturduğu kılcal yan damarların içinden dolanılarak tıkanıklığa arka taraftan, yani ters yönden yaklaşılır. Bu oldukça zor, el becerisi ve sabır gerektiren bir işlemdir ama başarıyla açıldığında hastanın hayat kalitesi bir anda yıllar öncesine, en sağlıklı dönemlerine döner.

Aşırı kireçlenmiş ve taşlaşmış kalp damar tıkanıklığı durumlarında hangi cihazlar kullanılır?

Bazen hastalığın geldiği nokta o kadar ileridir ki damarın içi sadece yağla değil yoğun bir kireç tabakasıyla kaplanarak mermer bir boruya dönüşür. Böyle bir damara normal bir balonla yüksek basınç uygularsanız balon patlayabilir veya taktığınız stent kireç kayalarının arasında açılamaz. İşte bu çok zor vakalarda damar içi matkap diyebileceğimiz özel cihazlar devreye girer.

Bu cihazın ucunda mikroskobik elmas tozlarıyla kaplı zeytin çekirdeği büyüklüğünde bir başlık vardır. Damarın içine gönderilen bu başlık dakikada yüz seksen bin devir gibi inanılmaz bir hızla döner. Bu dönüş sayesinde yolu tıkayan o sert kireç kayaları incecik kum taneleri haline gelene kadar törpülenir ve tıraşlanır. Damar temizlenip esnemeye uygun hale getirildikten sonra balon ve stent işlemi çok daha güvenli ve kusursuz bir şekilde tamamlanır.

Hangi kalp damar tıkanıklığı vakalarında stent, hangilerinde bypass ameliyatı seçilmelidir?

Ameliyatsız işlemler çok gelişmiş olsa da her hasta için mucizevi bir çözüm demek değildir. Bazı durumlarda açık ameliyat, yani bypass çok daha kalıcı ve doğru bir seçenektir. Bu kararı verirken kardiyoloji ve kalp cerrahisi ekipleri bir araya gelerek hastanın durumunu her açıdan değerlendirirler.

Eğer hastanın bir veya iki damarında darlık varsa, kireçlenme azsa ve genel durumu iyiyse ilk seçenek her zaman stent işlemidir. Ancak hastada uzun yıllara dayanan şeker hastalığı varsa, kalbin üç ana damarında da boydan boya, çok yaygın ve aşırı kireçli tıkanıklıklar bulunuyorsa işin rengi değişir. Bu tür vakalarda stentlerin ömrü kısa olabileceği için, göğüs kafesi açılarak bacak veya göğüsten alınan tamamen sağlıklı yeni damarlarla kanın o tıkalı bölgeyi es geçerek (bypass ederek) kalbe ulaştırılması, kişinin ömrünü uzatan çok daha güvenilir bir yöntemdir.

Kalp damar tıkanıklığı sebebiyle stent takıldıktan sonra kullanılması gereken ilaçlar nelerdir?

Damara stent takılarak tıkanıklık fiziksel olarak açılmış olsa da aslında biyolojik savaş yeni başlamış demektir. Vücudumuz o yabancı metale alışana ve üzerini pürüzsüz bir hücre tabakasıyla kaplayana kadar orada pıhtı oluşturmaya çok heveslidir. Bunu önlemek için hastaların mutlaka düzenli olarak kullanması gereken ilaç grupları şunlardır:

  • Kan sulandırıcı ilaçlar
  • Kolesterol düşürücü ilaçlar
  • Tansiyon düzenleyici ilaçlar
  • Kalp hızı yavaşlatıcı ilaçlar

Bu gruptaki en hayati ilaçlar, ikili kan sulandırıcı tedavilerdir. Genellikle Aspirin ve yanına eklenen daha güçlü ikinci bir hap, ilk bir yıl boyunca kesinlikle aksatılmamalıdır. Eğer ilaç bir gün bile unutulursa, stentin içi aniden pıhtıyla dolarak büyük bir krize yol açabilir. Bunun yanında hastanın kolesterol seviyesi normal bile çıksa, diğer damarlardaki plakları dondurmak, sertleştirmek ve yırtılmalarını önlemek için kolesterol düşürücü ilaçlar ömür boyu tedavinin ayrılmaz bir parçası olarak kalmalıdır.

Tedavi sonrasında kalp damar tıkanıklığı tekrar ederse nasıl bir müdahale yapılır?

Bunca teknolojik gelişmeye ve ilaçlı stentlere rağmen, çok nadir de olsa insan biyolojisi sürprizler yapabilir. Bazen vücut iyileşme sürecini çok abartır ve stentin içini hücrelerle doldurarak aylar veya yıllar sonra yolu tekrar daraltabilir. Hasta merdiven çıkarken eski sıkışmalarını veya nefes darlığını yeniden hissetmeye başlar.

Böyle bir durumda panik yapmaya hiç gerek yoktur. Hastaya yeniden anjiyo işlemi uygulanır. Çoğu zaman yeni bir stent takılmasına bile gerek kalmaz. Özel geliştirilmiş, yüzeyi yoğun ilaçlarla kaplı olan ilaçlı balonlar kullanılarak daralan bölge şişirilir. Balon duvarlara ilacını bırakır, dokuyu genişletir ve dışarı çıkarılır. Böylece damarın içi eski mükemmel akışkanlığına yeniden kavuşur.

Kalp damar tıkanıklığı sürecini yavaşlatmak için hangi besinler tüketilmelidir?

Tedavinin kalıcı olabilmesi için mutfağımızdaki alışkanlıkları tamamen baştan yaratmamız gerekir. Damar sağlığını koruyan ve onaran, sofralarımızdan eksik etmememiz gereken başlıca besinler şunlardır:

  • Zeytinyağı
  • Ceviz
  • Badem
  • Somon balığı
  • Ispanak
  • Brokoli
  • Yulaf ezmesi
  • Taze meyveler
  • Kuru baklagiller

Doymuş yağlardan, katı yağlardan ve işlenmiş paketli gıdalardan kesinlikle uzak durulmalıdır. Bu ürünler damar içindeki plakların doğrudan hammaddesidir. Bunun yerine yukarıda sayılan, omega-3 açısından zengin balıklar, doğal antioksidan barındıran yeşil yapraklı sebzeler ve sağlıklı yağlar içeren kuruyemişler tüketilmelidir. Özellikle zeytinyağı, damar iç yüzeyindeki iltihaplanmayı azaltarak pıhtı oluşumunu baskılayan en değerli besin kaynağımızdır.

Kalp damar tıkanıklığı ile mücadelede yaşam tarzımızda neleri değiştirmeliyiz?

Hastanede yapılan tüm o mucizevi işlemler, balonlar ve stentler aslında sadece yoldaki bir göçüğü tamir etmek gibidir. O yolun bir daha çökmesini engellemek tamamen sizin kendi hayatınızın direksiyonuna ne kadar sağlam geçtiğinizle ilgilidir. Tedavinin gerçek ve kalıcı başarısı, hastaneden çıktıktan sonra atacağınız adımlarda gizlidir.

Sigara içilen ortamlardan bile uzak durmak, bu hastalığın ilerlemesini durdurmak için atılacak en büyük adımdır. Günde sadece yarım saatlik tempolu yürüyüşler yapmak, kalbin yeni yan damarlar oluşturmasını sağlar ve damarların esneklik kazanmasına yardımcı olur. İlaçları saatinde almak ve düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemek işin altın kuralıdır.

Güncellenme Tarihi: 29.04.2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişime Geç!