Aort kapak yetmezliği, aort kapağının kusurlu kapanması nedeniyle temiz kanın vücuda pompalanmak yerine kalbin sol karıncığına geri sızmasıdır. Bu yapısal sorun; özellikle hareket halindeyken ortaya çıkan nefes darlığı, çabuk yorulma ve çarpıntı gibi belirtileri ile karakterizedir. Rahatsızlık, ekokardiyografi ölçümlerine göre hafif, orta ve ileri dereceleri olarak sınıflandırılır. Tedavisi ise hastalığın seviyesine göre değişkenlik göstererek; ilaçla takip sürecinden, dikişsiz TAVI yöntemine veya cerrahi kapak değişimine kadar uzanan etkili prosedürleri kapsar. Kalp kasının yorulmasını engellemek için bu mekanik kaçağın zamanında giderilmesi hayati önem taşır.
Aort kapak yetmezliği nedir ve kalbimizde nasıl bir soruna yol açar?
Kalbin sol alt odacığı olan sol karıncık kasıldığında, içindeki temiz kanı büyük bir basınçla aort damarına fırlatır. Bu fırlatma anında aort kapağının yaprakçıkları ardına kadar açılarak kanın rahatça geçmesine izin verir. Kalp kasılmasını bitirip yeni kanla dolmak üzere gevşemeye geçtiği saniyeden daha kısa süren o anlık dinlenme evresinde, aort kapağının aniden ve sımsıkı bir şekilde kapanması gerekir. Böylece damara atılmış olan kan, yerçekiminin veya damar içi basıncın etkisiyle kalbin içine geri dönemez ve mecburen vücuda doğru yoluna devam eder.
Aort kapak yetmezliğinde, kapağı oluşturan yaprakçıkların yapısı bozulmuş, esnekliğini yitirmiş veya birbirinden uzaklaşmış olduğu için tam bir kapanma sağlanamaz. Kapakçıklar arasında bir boşluk, bir sızıntı aralığı kalır. Kalp gevşediği anda, vücuda gönderilmiş olan kanın hatırı sayılır bir kısmı bu aralıktan geriye, yani kalbin içine doğru dökülmeye başlar. Bu durum kalbin sol karıncığını içinden çıkılması zor bir mekanik problemin ortasında bırakır. Karıncık, bir yandan akciğerlerden taze temiz kanı alırken, diğer yandan aort damarından geri sızan eski kanı da kabul etmek zorunda kalır. İçeride biriken kan hacmi normalin çok üzerine çıkar. Bir sonraki kasılmada kalp, hem normalde atması gereken kanı hem de geri kaçan fazla kanı aynı anda fırlatabilmek için eskisinden çok daha fazla güç harcamak, çok daha güçlü kasılmak zorunda kalır. Bitmek bilmeyen bu fazladan mesai, zamanla kalp kasının yapısını, şeklini ve çalışma kapasitesini derinden etkileyen hücresel bozulmalara zemin hazırlar.
Aort kapak yetmezliği aniden mi gelişir yoksa yıllar içinde sinsi bir şekilde mi ilerler?
Bu yapısal sorunun gelişimi ve kalbe verdiği zarar, altta yatan nedene göre çok dramatik farklılıklar gösterir. Hastalık genellikle yıllar, hatta on yıllar süren, son derece sinsi ve yavaş ilerleyen kronik bir süreç olarak karşımıza çıkar. Yavaş ilerleyen bu süreçte kalp, maruz kaldığı artan sıvı yükünü taşıyabilmek adına oldukça akıllıca bir adaptasyon mekanizması devreye sokar. Artan kan hacmini barındırabilmek için kendi iç hacmini genişletir ve fırlatma gücünü koruyabilmek için kas duvarlarını kalınlaştırır. Tıpkı düzenli ağırlık kaldıran bir sporcunun kaslarının zamanla irileşmesi gibi, kalp de artan iş yükü karşısında büyür. Bu büyüme süreci, hastanın uzun yıllar boyunca hiçbir hastalık belirtisi hissetmeden son derece aktif bir yaşam sürebilmesini sağlar. Ancak kalp kasının bu esneme ve kalınlaşma kapasitesi sonsuz değildir. Belirli bir eşik aşıldığında, kalp kası hücrelerinin arasında bağ dokusu artar, elastikiyet kaybolur ve kasılma gücü kalıcı olarak zayıflamaya başlar.
Diğer taraftan, bazı talihsiz durumlarda kapağın yapısı aniden, saatler veya günler içinde bozulabilir. Özellikle kapağa doğrudan saldıran şiddetli bakteriyel enfeksiyonlar veya aort damarında meydana gelen ani yırtılmalar kapağı bir anda işlevsiz bırakır. Kalp, bu ani ve devasa sıvı baskınına hazırlanmak, esnemek veya kaslarını güçlendirmek için ihtiyaç duyduğu zamanı bulamaz. Kapasitesinin çok üzerinde bir kanın aniden içeri dolmasıyla kalp içindeki basınç hızla yükselir. Bu yüksek basınç geriye doğru yansıyarak akciğerlere vurur. Akciğerlerdeki hava kesecikleri hızla sıvıyla dolarak hastanın nefes almasını imkansız hale getirir. Vücuda pompalanan kan miktarının da aniden düşmesiyle tansiyon çakılır ve tüm organların beslenmesi bozulur.
Aort kapak yetmezliği tablosuna yol açan temel sebepler ve risk faktörleri nelerdir?
Kapağın kapanma mekanizmasını bozan faktörleri anlamak, hastalığın önlenmesi ve tedavisi açısından hayati önem taşır. Bu sorun bazen doğrudan kapağın kendi dokusunu etkileyen hastalıklardan, bazen de kapağın oturduğu çerçevenin zamanla deforme olmasından kaynaklanır.
Kapağın bozulmasına yol açan en yaygın sebepler şunlardır:
- Biküspit aort kapağı
- Romatizmal kalp hastalığı
- İnfektif endokardit
- Aort damarı genişlemesi
- Aort anevrizması
- Kontrolsüz yüksek tansiyon
- Marfan sendromu
- İleri yaşa bağlı kireçlenme
Toplumda oldukça sık görülen doğuştan bir yapısal farklılık, sorunun en yaygın kaynaklarından biridir. Normal şartlarda aort kapağı, birbirine mükemmel bir şekilde kapanan üç adet ince yaprakçıktan oluşur. Ancak bazı bireylerde bu kapak anne karnında gelişirken iki yaprakçıklı olarak şekillenir. Başlangıçta normal çalışsa da bu iki yaprakçıklı yapı kanın akış dinamiğine karşı daha savunmasızdır. Yıllar boyunca her kalp atışında dengesiz bir strese maruz kalan kapak, zamanla hem kalınlaşıp kireçlenmeye hem de kenarlarından sarkarak sızdırmaya başlar.
Çocukluk çağında geçirilen ancak tedavi edilmeyen boğaz enfeksiyonlarının yol açtığı ateşli hastalıklar da ilerleyen yaşlarda faturasını kalbe kesebilir. Vücudun enfeksiyonla savaşmak için ürettiği antikorlar, yanlışlıkla kalp kapakçıklarına saldırarak yaprakçıkların kalınlaşmasına, büzüşmesine ve birbiriyle kaynaşmasına neden olur. Bunun dışında, kan dolaşımına karışan bakterilerin doğrudan kalp kapağına tutunarak orada çoğalması ve dokuyu tahrip etmesi de ciddi sızıntılara yol açabilir.
Bazen kapağın yaprakçıkları tamamen sağlıklı olsa bile, kapağın içine oturduğu aort damarının kök kısmı hastalanır. Yıllarca tedavi edilmeyen yüksek tansiyon, damar duvarlarına sürekli bir basınç uygulayarak damarın çapını yavaş yavaş genişletir. Damar genişledikçe, üzerine tutunan kapak yaprakçıkları birbirinden uzaklaşır. Yaprakçıklar uç uca gelip buluşamadığı için ortada geniş bir açıklık kalır ve kan buradan geriye kaçar.
Aort kapak yetmezliği olan bir kişi günlük hayatta kalbinde ne gibi belirtiler hisseder?
Hastalığın yıllar süren o sessiz ve sinsi döneminde hastalar genellikle kendilerini tamamen sağlıklı hissederler. Spor yapabilir, ağır işlerde çalışabilir, günlük hayatlarına hiçbir kısıtlama olmadan devam edebilirler. Kalbin adaptasyon yeteneği o kadar başarılıdır ki içerideki yıpranmayı dışarıya yansıtmaz. Ancak kalp kasının yorulmaya ve pes etmeye başladığı o kritik eşik geçildiğinde, vücudun alarm zilleri çalmaya başlar. Şikayetler genellikle hasta istirahat halindeyken değil kalbin daha fazla kan pompalamak zorunda kaldığı efor anlarında gün yüzüne çıkar.
Hastalığın klinik olarak belirti verdiği dönemde hastaların en sık yaşadığı şikayetler şunlardır:
- Nefes darlığı
- Çabuk yorulma
- Çarpıntı
- Göğüs ağrısı
- Baş dönmesi
- Ayak bileklerinde şişlik
- Boyunda atım hissi
Hastalar önceleri çok rahat çıkabildikleri yokuşlarda veya merdivenlerde sık sık durup dinlenme ihtiyacı hissetmeye başlarlar. Göğüslerinin üzerinde sanki ağır bir yük varmış gibi bir baskı hissi, efor kapasitesinin aylar içinde giderek düşmesine neden olur. Geceleri düz yatarken nefes alamama ve boğulma hissiyle aniden uyanma, kalbin geriye doğru akciğerlerde sıvı biriktirmeye başladığının çok önemli bir işaretidir.
Bunun yanı sıra kalbin her kasılmada fırlattığı kan miktarı hem ileri atılan hem de geri kaçan kanın toplamı olduğu için, damarlarda oluşan nabız dalgası çok şiddetlidir. Hastalar kalplerinin atışını özellikle sessiz ortamlarda, yatarken boyunlarında, kulaklarında hatta karınlarında şiddetli vuruşlar şeklinde hissedebilirler. Küçük tansiyonun aşırı düşmesi nedeniyle kalbi besleyen kendi damarlarına giden kan akımı azaldığında, kişi efor sarf ederken göğsünde sıkışma ve yanma tarzında ağrılar yaşayabilir.
Aort kapak yetmezliği şüphesi durumunda hastalığın kesin tanısı hangi yöntemlerle konulur?
Basit bir fizik muayene bile hastalık hakkında çok güçlü ipuçları verebilir. Steteskop ile göğüs dinlendiğinde, kanın geriye kaçarken çıkardığı o tipik, üflemeye benzeyen ses kolayca fark edilir. Tansiyon aletiyle yapılan ölçümlerde, büyük tansiyon ile küçük tansiyon arasındaki farkın çok açılmış olması da yine bu kaçışın yarattığı hemodinamik dengesizliğin bir göstergesidir. Ancak kesin tanının konulması, hastalığın derecesinin belirlenmesi ve kalbe verdiği zararın boyutunun ölçülmesi için ileri görüntüleme teknolojilerine ihtiyaç vardır.
Bu noktada en temel ve en değerli tanı aracı ekokardiyografidir. Ses dalgalarını kullanarak kalbin iç yapısını, odacıklarını ve kapakçıkların hareketlerini canlı olarak ekrana yansıtan bu yöntem hastaya hiçbir rahatsızlık vermeyen, tamamen ağrısız ve radyasyonsuz bir işlemdir. Gelişmiş renkli haritalama teknikleri sayesinde, kapağın tam kapanmadığı aralıktan geriye doğru fışkıran kan jetinin kalınlığı, uzunluğu ve bir kalp atımında geriye kaçan kanın mililitre cinsinden hacmi çok hassas bir şekilde hesaplanır. Kimi zaman daha detaylı görüntülere ihtiyaç duyulduğunda, tıpkı endoskopi gibi yemek borusundan aşağı indirilen ince bir hortumun ucundaki kamerayla kalbin arkadan çok daha net bir şekilde incelenmesi sağlanabilir. Gerekli görülen durumlarda kalp emarları veya tomografiler de aort damarının çapını ve kapağın yapısını milimetrik olarak haritalandırır.
Aort kapak yetmezliği tedavisinin zamanlamasına karar verilirken kalbin hangi ölçümleri dikkate alınır?
Hastalığın derecesi ileri seviyeye ulaştığında ve hasta nefes darlığı, yorulma gibi şikayetleri yaşamaya başladığında tedavi kararı vermek oldukça nettir. Çünkü artık kapağın değiştirilmesi veya onarılması zorunlu hale gelmiştir; hiçbir ilaç tedavisi yırtılmış veya esnemiş bir kapağı eski haline getiremez. İlaçlar sadece sıvı birikimini azaltarak veya tansiyonu dengeleyerek hastayı geçici olarak rahatlatır, ancak altta yatan mekanik sorunu çözmez. Asıl kritik olan karar, henüz hiçbir şikayeti olmayan ancak ileri derecede kaçağı olan hastalarda verilir. Bu hastalarda kapağa çok erken müdahale etmek gereksiz bir işlem riskine girmek anlamına gelirken, çok geç kalmak kalp kasının geri dönüşümsüz olarak hasar görmesine neden olur.
Bu hassas dengeyi kurabilmek ve doğru müdahale zamanını belirleyebilmek için ekokardiyografi ile yapılan takipte bazı kritik sınırlar gözlenir.
Yakın takip edilen kritik ölçüm parametreleri şunlardır:
- Ejeksiyon fraksiyonu
- Sistol sonu çap
- Diyastol sonu çap
- Regürjitan volüm
- Vena kontrakta genişliği
Kalbin kasılma anındaki çapı belli bir milimetreyi aştığında, bu durum kalp kasının artık fazla esnediğini ve toparlanma yeteneğini kaybetmeye başladığını gösterir. Aynı şekilde kalbin içindeki kanı vücuda fırlatma yüzdesi olan ejeksiyon fraksiyonu normal sınırların altına inmeye başladığında alarm zilleri çalar. Bu kritik sınırların aşılması durumunda, hasta kendini çok iyi hissetse bile, ileride gelişebilecek kalıcı kalp yetmezliğinin önüne geçmek için kapağa müdahale edilmesi şarttır.
Aort kapak yetmezliği tedavisinde geleneksel açık kalp ameliyatı dışında günümüzde hangi ameliyatsız tedavi yöntemleri ön plana çıkmaktadır?
Yakın geçmişe kadar aort kapağındaki ciddi yapısal bozulmaların tek ve en kesin çözüm yolu klasik açık kalp cerrahisiydi. Bu köklü yöntem göğüs kafesinin ortadan ikiye kesilerek açılmasını, kalbin tamamen durdurulmasını, vücuttaki kan dolaşımının işlem süresince yapay bir kalp-akciğer makinesine devredilmesini ve ardından hasarlı kapağın neşterle kesilip çıkarılarak yerine biyolojik veya metalik yeni bir kapağın dikilmesini içerir. Şüphesiz ki bu yöntem son derece güvenilir, kalıcı ve tıbbın uzun yıllardır başarıyla uyguladığı bir standarttır. Ancak işlem sonrasındaki uzun yoğun bakım süreçleri, göğüs kemiğinin kaynaması için gereken aylar süren kısıtlamalar ve operasyonun doğasından kaynaklanan riskler, hem hastalar hem de hekimler için daha az yıpratıcı yolların aranmasını beraberinde getirmiştir.
Günümüzde tıp teknolojisinin ulaştığı baş döndürücü nokta sayesinde, girişimsel kardiyolojinin sunduğu TAVI, yani kateter yöntemiyle kapağın değiştirilmesi işlemi, kapak hastalıklarının tedavisinde yepyeni bir sayfa açmıştır. Başlangıçta sadece ileri yaşta olan veya açık ameliyatı kaldıramayacak kadar riskli görülen hastalar için geliştirilen bu yöntem başarısının kanıtlanmasıyla birlikte artık giderek daha geniş bir hasta kitlesine başarıyla uygulanmaktadır. Bu yöntemde hastanın göğüs kafesi kesinlikle açılmaz, kalp durdurulmaz ve çoğunlukla hastanın tamamen uyutulmasına, yani genel anesteziye dahi ihtiyaç duyulmaz.
Kasıktan girilerek yapılan TAVI işlemi aort kapak yetmezliği hastalarına adım adım nasıl uygulanır?
Hasta, işlem için özel olarak tasarlanmış, ileri düzey görüntüleme cihazlarıyla donatılmış anjiyografi laboratuvarına alınır. Sadece kasık bölgesi lokal anestezi ile uyuşturulur ve hastanın işlem sırasında rahatlaması için hafif bir sedasyon verilir. Kasık bölgesindeki ana atardamara küçük bir iğne deliğinden girilerek, damar içine incecik, esnek kılavuz teller yerleştirilir.
Önceden hastanın damar ve kalp anatomisine uygun olarak seçilmiş olan biyolojik kalp kapağı, özel laboratuvar ortamında adeta bir şemsiye gibi sıkıca katlanıp büzüştürülür ve taşıyıcı bir kılıfın içine hapsedilir. Bu kılıf, kasıktaki delikten damarın içine sokularak vücudun ana damar yolu boyunca kalbe doğru yavaşça ilerletilir. Ekrandaki yüksek çözünürlüklü x-ışını görüntüleri sayesinde, kapağın her milimetrik hareketi dışarıdan anlık olarak takip edilir. Yeni kapak, kalpteki eski ve sızdıran kapağın tam içerisine, hizası milimetrik olarak ayarlanacak şekilde konumlandırılır.
Kapağın açılma anı, işlemin en kritik saniyeleridir. Yeni kapağın açılırken kan akımı tarafından sürüklenmemesi veya yerinden kaymaması için, kalbe geçici bir pil yardımıyla çok hızlı uyarılar gönderilir. Kalp atış hızı anlık olarak dakikada iki yüzlere kadar çıkarılır, bu sayede kalp kasılır halde titrer ancak içine kan dolup fırlatamadığı için kan akımı birkaç saniyeliğine durma noktasına gelir. Tam bu fırtınasız saniyelerde, taşıyıcı kılıf geri çekilir veya içindeki balon şişirilir. Sıkıştırılmış durumdaki yeni kapak saniyeler içinde güçlü bir şekilde açılarak kendi orijinal formunu alır ve eski kapağın duvarlarına sımsıkı tutunur. Kalp atış hızı normale döndüğü anda, yeni kapak mükemmel bir şekilde kapanıp açılarak sızıntıyı anında durdurur. İşlem sonunda kasıktaki ufak giriş deliği özel sistemlerle içeriden dikilerek kapatılır.
Kapakta kireçlenme olmayan saf aort kapak yetmezliği durumlarında veya daha önce açık ameliyat olmuş hastalarda da TAVI yapılabilir mi?
TAVI işleminin ilk yıllarındaki teknoloji, kapağın sağlam bir şekilde tutunabilmesi için damar duvarlarında sert ve kireçli dokulara ihtiyaç duyuyordu. Aort kapak darlığı hastalarında kireçlenme bolca bulunduğu için protez kapak bu kirece takılıp sabit kalabiliyordu. Ancak kireçlenmenin olmadığı, yaprakçıkların sadece esneyip sarkarak sızdırdığı saf aort yetmezliği vakalarında, yeni kapağın tutunacağı bir çıkıntı olmadığı için kapağın yerinden kayma riski çok yüksekti. Bu nedenle saf yetmezlik hastaları uzun süre bu teknolojiden mahrum kaldı. Ancak günümüzdeki mühendislik harikası yeni nesil kapak tasarımları bu sorunu da çözmeyi başarmıştır. Üzerlerinde özel kıskaç mekanizmaları bulunduran bu yeni sistemler, hastanın kendi gevşemiş yaprakçıklarını bir kağıt mandalı gibi yakalayarak protezin kalbe kilitlenmesini sağlar. Böylece kireçlenme olmasa dahi kapak kaymadan güvenle yerine oturur.
Bunun yanı sıra teknoloji, geçmişte açık kalp ameliyatı olup biyolojik kapak taktıran ancak aradan geçen yıllar içinde o kapağı çürüyen ve tekrar sızdırmaya başlayan hastalar için de büyük bir mucize sunmaktadır. Eskiden bu hastaların çürüyen kapağı değiştirmek için çok daha riskli olan ikinci bir açık ameliyatı olmaları gerekirdi. Şimdi ise kapak-içinde-kapak adı verilen bir yöntemle, hiç eski kapağı çıkarmaya çalışmadan, o eski kapağın tam merkezine kasıktan yeni bir TAVI kapağı yerleştirilebilmektedir. Eski kapak, yeni kapak için mükemmel bir yuva görevi görür.
Aort kapak yetmezliği müdahalesi sonrasındaki iyileşme sürecinde hastalar günlük yaşamlarında nelere dikkat etmelidir?
Girişimsel yöntemlerin sağladığı en büyük konfor, işlem sonrasındaki hızlı ve ağrısız iyileşme sürecidir. Kasıktan yapılan TAVI işleminden sadece birkaç saat sonra hastalar yataklarında doğrulup yemek yiyebilir, ertesi gün koridorda yürüyüşe çıkabilirler. Her şey yolunda gittiğinde genellikle iki veya üç gün içinde taburcu olarak kendi evlerine, alıştıkları yataklarına dönerler. Göğüs kafesi kesilmediği için ameliyat sonrası ağrı, enfeksiyon riski ve uzun süreli hareket kısıtlılıkları yaşanmaz. Hastalar çok kısa bir süre içinde araba kullanmaya, günlük işlerine ve sosyal hayatlarına dönebilirler. Ancak bu hızlı iyileşme, hastaların kendilerini tamamen başıboş bırakmaları anlamına gelmemelidir.
İyileşme sürecinde dikkat edilmesi gereken başlıca kurallar şunlardır:
- İlaçları aksatmamak
- Kasığı zorlamamak
- Ağır kaldırmamak
- Doktor kontrollerine uymak
- Diş hekimini bilgilendirmek
Yeni takılan kapağın sağlıklı çalışmasını desteklemek için hekimin reçete ettiği kan sulandırıcı veya tansiyon dengeleyici ilaçların saatlerine harfiyen uyulması çok önemlidir. İşlemin yapıldığı kasık bölgesinin iyileşmesi için ilk haftalarda o bölgeyi aşırı derecede gerecek sert hareketlerden ve ağır yük taşımaktan kaçınılmalıdır. Belki de en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri enfeksiyon riskidir. Ağız ve diş sağlığı kalple doğrudan ilişkilidir. Herhangi bir diş çekimi, kanal tedavisi veya kanamalı bir cerrahi işlem öncesinde hastanın kalp kapağı ameliyatı geçirdiğini ilgili hekime bildirmesi ve işlem öncesi koruyucu antibiyotik kullanması, kapağa bakteri yerleşmesini önlemek adına hayati öneme sahiptir.
Aort kapak yetmezliği olan hastaların kalplerini korumak için uzak durması gereken gıdalar nelerdir?
Kalbin zaten artmış bir kan hacmi ve basıncıyla mücadele ettiği bu hastalık tablosunda, hastanın beslenme alışkanlıkları kalbin yükünü ya hafifletecek ya da onu daha fazla yorarak işini zorlaştıracaktır. Kan damarlarının yapısını korumak, damar içi sıvı miktarının kontrolden çıkmasını engellemek ve yüksek tansiyon ataklarını önlemek için beslenme düzeninde kalıcı değişiklikler yapılması şarttır. Özellikle vücutta sıvı tutulumuna ve damar sertliğine yol açan besinlerden kesinlikle uzak durulmalıdır.
Uzak durulması veya tüketimi sınırlandırılması gereken gıdalar aşağıdakilerin bazılarıdır:
- Sofra tuzu
- Hazır turşular
- İşlenmiş sosisler
- Margarin
- Kuyruk yağı
- Kızartmalar
- Şekerli içecekler
- Enerji içecekleri
Bu listenin en başında yer alan tuz, aort yetmezliği hastalarının en büyük sinsi düşmanıdır. Yüksek miktarda alınan sodyum, vücudun suyu tutmasına ve kan hacminin yapay olarak artmasına neden olur. Zaten geriye kaçan kanla şişmiş ve yorulmuş olan kalp, damarların içinde artan bu ekstra su yükünü pompalayabilmek için daha fazla çabalamak ve daha yüksek bir basınca karşı çalışmak zorunda kalır. Aynı şekilde doymuş yağlar, işlenmiş et ürünleri ve aşırı şeker tüketimi damar duvarlarının sertleşmesine, yüksek tansiyona ve uzun vadede kalp damarlarının tıkanmasına yol açarak hastanın genel kardiyovasküler risk profilini ciddi şekilde kötüleştirir.
Aort kapak yetmezliği için modern tıpta girişimsel tedaviler neden artık birinci seçenek haline gelmektedir?
Kardiyoloji alanında son on yılda yaşanan teknolojik devrimler, kalp hastalıklarına yaklaşım felsefesini kökünden değiştirmiştir. Amacımız sadece hastayı hayatta tutmak değil aynı zamanda ona en yüksek yaşam kalitesini, en düşük komplikasyon riskiyle ve en hızlı şekilde sunabilmektir. Girişimsel yöntemlerin sunduğu kesisiz, kısıtlamasız ve çok daha az travmatik olan bu seçenekler, hastalara psikolojik olarak da büyük bir güven ve rahatlık sağlamaktadır.
Günümüzde hastanın tedavi planlaması yapılırken artık tek bir doktorun kararı değil girişimsel kardiyologların, kalp cerrahlarının, görüntüleme uzmanlarının ve anestezi doktorlarının aynı masada oturduğu kalp ekiplerinin ortak aklı devrededir. Her hastanın damar yapısı, kalp fonksiyonları ve genel sağlık durumu tek tek analiz edilir. Elde edilen olağanüstü klinik başarı oranları ve iyileşme hızları göz önüne alındığında, kasıktan girilerek yapılan yenilikçi kapak onarımları, bir zorunluluk veya alternatif olmanın çok ötesine geçmiştir.

Prof. Dr. Kadriye Orta Kılıçkesmez, Türk kardiyoloji alanında önde gelen isimlerden biridir. 24 Ocak 1974’te Tekirdağ’da doğmuştur. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra uzmanlık alanı olarak kardiyolojiyi seçmiş ve aynı üniversitenin Kardiyoloji Enstitüsü’nde uzmanlık eğitimini almıştır.2015 yılında üniversite tarafından görevlendirilerek Şişli Etfal kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuarını kurmuştur. 2017 yılında profesör olan Kadriye Kılıçkesmez 2020 yılında Prof Dr. Cemil Taşçı Hastanesi’nin kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuvarını kurmuş, kliniğin eğitim kliniği olmasını sağlamıştır.
