Kalp kapağı, kalbin içindeki kan trafiğini düzenleyen ve kanın geriye kaçmasını önleyen, tek yönlü açılıp kapanan hayati doku kapakçıklarıdır. Kalp kapağı hastalıkları ise bu yapıların zamanla kireçlenerek yeterince açılamaması (darlık) veya gevşeyerek kan sızdırması (yetmezlik) sonucu ortaya çıkan mekanik bozulmalardır. Erken evrede sinsi ilerleyen bu durum; ilerledikçe nefes darlığı, göğüs ağrısı ve çarpıntı gibi ciddi belirtileri beraberinde getirir. Modern tıpta kalp kapağı tedavileri artık göğüs kafesi açılmadan, girişimsel kardiyoloji teknikleriyle ve sadece küçük bir iğne deliğinden girilerek, hastanın yaşam kalitesini hızla artıracak şekilde başarıyla uygulanmaktadır.
Kalp Kapağı Nedir ve Sistem Nasıl İşler?
İnsan kalbi, dört farklı odacıktan oluşan ve hiç durmadan çalışan bir kas kütlesidir. Bu dört odacığın her biri, kanı bir sonraki istasyona iletmekle görevlidir. Kan, bu odacıklar arasında seyahat ederken ve kalpten çıkıp büyük damarlara geçerken tek yönlü bir trafik akışı olmak zorundadır. İşte kalp kapakları bu trafiği düzenleyen, kanın geriye kaçmasını engelleyen, sadece ileriye doğru akmasına izin veren biyolojik çekvalfler, yani tek yönlü kapılardır.
Sağlıklı bir insanda kalp günde ortalama yüz bin defa atar. Bu da kalp kapaklarının her gün yüz bin defa açılıp kapandığı anlamına gelir. Bu kadar yoğun çalışan mekanik bir sistemin on yıllar boyunca kusursuz bir şekilde işlemesi gerçekten büyük bir mucizedir. Kalp kasıldığı anda bazı kapaklar ardına kadar açılarak kanın fışkırmasına izin verirken, diğer kapaklar aynı milisaniye içinde sımsıkı kapanarak kanın yanlış yöne gitmesini engeller. Bu eşsiz uyum sayesinde kan; önce akciğerlere gidip oksijenle dolar, ardından kalbe geri döner ve nihayetinde beynimizden ayak parmak uçlarımıza kadar tüm organlarımızı beslemek üzere güçlü bir şekilde vücuda pompalanır.
Vücudumuzdaki Kalp Kapağı Türleri Nelerdir ve Görevleri Nelerdir?
Kalbin anatomisinde kanın yönünü belirleyen dört ana kapı bulunur. Her birinin yeri, yapısı ve maruz kaldığı basınç birbirinden çok farklıdır.
Kapak isimleri şunlardır:
- Aort kapağı
- Mitral kapak
- Triküspit kapak
- Pulmoner kapak
Aort kapağı, kalbin temiz kanı tüm vücuda pompaladığı ana çıkış kapısıdır. Kalbin en güçlü kasılmasına maruz kalan ve kanı devasa bir basınçla ana atardamara geçiren bu yapının sağlamlığı hayati önem taşır. Mitral kapak, kalbin sol tarafında, temiz kanın biriktiği üst odacık ile asıl pompalama işini yapan alt odacık arasında yer alır. Paraşütü andıran karmaşık bir bağ yapısına sahiptir. Triküspit kapak, vücuttan dönen oksijeni azalmış kirli kanın kalbin sağ tarafına doluşunu düzenler. Pulmoner kapak ise, kirli kanın temizlenmek üzere akciğerlere gönderildiği yolda bekçilik yapar.
Kalp Kapağı Hastalıkları Hangi Şekillerde Karşımıza Çıkar?
Mekanik bir sistem olarak düşündüğümüzde, bu biyolojik kapıların arızalanması iki temel şekilde gerçekleşir. Birincisi kapağın daralması, ikincisi ise kapağın yetmezliği, yani sızdırmasıdır.
Daralma durumunda, kapağı oluşturan ve incecik bir zar gibi olan yaprakçıklar zamanla kalınlaşır, sertleşir ve birbirine yapışır. Menteşeleri paslanmış ve sadece aralık kalabilen bir kapı düşünün; kan, bu daracık delikten geçmekte çok zorlanır. Kalp, vücudun ihtiyacı olan kanı o dar alandan itebilmek için normalden çok daha fazla güç harcamak zorunda kalır. Bu aşırı çaba, zamanla kalp kasının bir halterci gibi aşırı kalınlaşmasına ve en sonunda yorulup iflas etmesine neden olur.
Yetmezlik yani sızdırma durumunda ise sorun kapağın tam kapanamamasıdır. Kapağı tutan ipliksi bağlar kopabilir veya yaprakçıklar sarkabilir. Kalp tam gücüyle kasılıp kanı ileriye doğru attığında, tam kapanamayan bu kapıdan kanın bir kısmı geriye doğru kaçar. Bu durum kalbin suyu boşaltmaya çalışırken sürekli içeri su alan bir kayığa dönmesine benzer. Kalp, aynı kanı tekrar tekrar pompalamak zorunda kalır. Sürekli artan bu hacim yükü, zamanla kalp odacıklarının bir balon gibi esneyip genişlemesine, kalbin normal şeklini kaybetmesine yol açar. Bazı hastalarda aynı kapakta hem daralma hem de sızdırma problemi aynı anda görülebilmektedir.
Kalp Kapağı Hastalıkları Neden Ortaya Çıkar?
Kalp kapaklarındaki bozulmaların tek bir nedeni yoktur; birden fazla faktör yıllar içinde bu kapıların yapısını tahrip edebilir. Özellikle ülkemizde geçmiş yıllarda çok sık rastlanan ve çocukluk çağında geçirilen bademcik enfeksiyonlarının tam tedavi edilememesi sonucu gelişen romatizmal ateş, en büyük sebeplerden biridir. Boğazdaki bakteriye karşı vücudun ürettiği savunma mekanizması, maalesef gidip kalp kapaklarına da saldırarak onların zamanla kalınlaşıp yapışmasına neden olur.
Bunun yanı sıra ilerleyen yaş, belki de en evrensel nedendir. Tıpkı evimizdeki su tesisatının yıllar geçtikçe kireç bağlaması gibi, özellikle aort kapağının yaprakçıkları üzerinde kalsiyum birikmeye başlar. Altmışlı, yetmişli yaşlardan sonra bu kireçlenme o kadar belirginleşir ki kapak adeta taşlaşır ve hareket edemez hale gelir.
Ayrıca bazı insanlar doğuştan üç yaprakçıklı olması gereken kapağa iki yaprakçıklı olarak sahip olabilirler. Bu anatomik farklılık, kapağın normalden çok daha erken yaşlarda yıpranmasına yol açar. Diğer yandan kana karışan bir bakterinin doğrudan kalp kapağına yerleşip orada iltihap oluşturması da kapağın çok hızlı bir şekilde erimesine ve parçalanmasına sebep olabilen ciddi bir durumdur.
Kalp Kapağı Hastalıkları Belirtileri Nelerdir?
Bu hastalıklar başlangıçta son derece sinsi ilerler. İnsan bedeni, gelişen sorunlara karşı inanılmaz bir uyum sağlama yeteneğine sahiptir. Kalp kapağında bir sorun başladığında, kalp bu durumu tolere etmek için önce kaslarını güçlendirir veya boyutlarını değiştirir. Hasta yıllarca hiçbir şey hissetmeden yaşamına devam edebilir. Ancak kalbin bu yedek güçleri tükendiğinde, şikayetler aniden ve şiddetli bir şekilde kendini göstermeye başlar.
Sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Nefes darlığı
- Çabuk yorulma
- Çarpıntı
- Göğüs ağrısı
- Baş dönmesi
- Bayılma
- Bacaklarda şişlik
- Ayak bileklerinde ödem
- Gece boğulma hissi
- Kuru öksürük
Bu belirtilerin ortaya çıkış şekli, hastalanan kapağa göre farklılık gösterir. Örneğin sorun aort kapağındaysa, hasta özellikle yokuş çıkarken veya efor sarf ederken göğsünün ortasında ciddi bir baskı veya yanma hisseder. Bazen beyne yeterli kan gitmediği için aniden göz kararır ve bayılma nöbetleri yaşanır. Eğer sorun mitral kapakta ise, geriye kaçan kan akciğerlerde göllenmeye başlar. Bu göllenme, kişinin dümdüz yatmasını imkansız hale getirir; gece uykudan boğulma hissiyle uyanıp camı açma ihtiyacı hissederler. Kalbin sağ tarafındaki kapaklarda bir sorun olduğunda ise, kan vücudun aşağı kısımlarında birikir. Günün sonunda bacaklarda ve ayak bileklerinde çorap izi bırakan belirgin şişlikler, karında sıvı toplanması ve iştahsızlık ön plana çıkar.
Kalp Kapağı Hastalıkları Teşhisi Hangi Yöntemlerle Konulur?
Bir şikayetle doktora başvurduğunuzda, sürecin ilk adımı detaylı bir dinlemedir. Stetoskop adı verilen aletle göğüs dinlenirken, kalbin içinden geçen kanın normalde çıkarmaması gereken o türbülans sesi, yani üfürüm aranır. Üfürümün şiddeti, duyulduğu bölge ve şekli, sorunun hangi kapakta ve ne derecede olduğu hakkında çok değerli ipuçları verir.
Ancak kesin tanıyı koymak, boyutları ölçmek ve kalbin gücünü görmek için gelişmiş görüntüleme cihazlarına ihtiyaç vardır. En temel ve zararsız yöntem ekokardiyografidir. Göğüs yüzeyine sürülen bir jel ve ses dalgalarıyla çalışan bir ultrason probu yardımıyla, kalbin anlık çalışması ekranda canlı olarak izlenir. Kapakların ne kadar açılabildiği, geriye ne kadar kan kaçtığı ve kalp kasının ne kadar yorulduğu bu yöntemle milimetrik olarak hesaplanır.
Bazı durumlarda, özellikle kalbin arka tarafında kalan kapakları çok daha net, adeta yüksek çözünürlüklü bir televizyondan izler gibi görebilmek için farklı bir yola başvurulur. Mide endoskopisine benzeyen bir yöntemle, hastanın boğazı uyuşturularak incecik bir kablo yemek borusundan aşağıya indirilir. Yemek borusu kalbe bitişik olduğu için, araya kaburgalar veya akciğer girmeden kapakların çok detaylı bir üç boyutlu haritası çıkarılır. Bu harita, özellikle ameliyatsız tedavi planlamasında doktorlar için vazgeçilmez bir rehberdir.
Aort Kalp Kapağı Hastalıkları Ameliyatsız Nasıl Tedavi Edilir?
Çok da uzak olmayan bir geçmişe kadar, ileri derecede daralmış bir aort kapağının tek çaresi, göğüs kemiğinin boydan boya kesildiği, kalbin tamamen durdurulup hastanın yapay bir kalp-akciğer makinesine bağlandığı ağır bir açık kalp ameliyatıydı. Özellikle ilerlemiş yaşı olan böbrek yetmezliği veya akciğer hastalıkları bulunan kişiler için bu ameliyatın riski, hastalığın kendisinden bile daha tehlikeli olabiliyordu.
Tıp dünyasında devrim yaratan TAVI yöntemi sayesinde, artık bu ağır cerrahi sürece girmeden aort kapağını değiştirmek mümkün hale gelmiştir. TAVI işlemi, genellikle hastanın uyutulmasına bile gerek kalmadan, sadece hafif bir sakinleştirici ile kasık bölgesine yapılan ufacık bir iğne deliğinden gerçekleştirilir. İnce, esnek borucuklar kullanılarak kasık atardamarından kalbe kadar ilerlenir. Uca takılı olan özel olarak üretilmiş yeni biyolojik kapak, kalbin içine ulaştığında eski kireçli kapağın tam ortasına yerleştirilir. Bu yeni kapak, bir şemsiye gibi açılarak eski kireçli kapağı kenarlara doğru ezer, onun yerini alır ve anında çalışmaya başlar.
Hastalar, haftalarca süren ağrılı yara iyileşmesi süreci yaşamadıkları için işlemden birkaç saat sonra ayağa kalkabilir, genellikle iki gün içinde de tamamen normal yaşantılarına dönmek üzere hastaneden taburcu edilirler. Bu yöntem sadece hastaların hayatta kalma süresini uzatmakla kalmaz, aynı zamanda nefes darlığı çekmeden yürüyebilmelerini ve aktif bir hayat sürebilmelerini sağlar.
Mitral Kalp Kapağı Hastalıkları Tedavisinde Mandal Yöntemi Nasıl Uygulanır?
Mitral kapak, sol karıncığın yüksek basınçlı kasılmalarına sürekli direnmek zorunda olan çok özel bir kapaktır. Eğer bu kapağın iki yaprakçığı birbirine değemez ve aradan kan sızdırırsa, ortaya çıkan mitral yetmezliği hastayı nefessiz bırakır. Açık kalp ameliyatını kaldıramayacak kadar zayıf veya yaşlı hastalar için geliştirilen mandallama, yani MitraClip yöntemi, bu kaçak sorununa çok zarif bir çözüm sunar.
İşlem tamamen anjiyo mantığıyla işler. Yine kasık bölgesindeki bir toplardamardan girilerek kalbin sağ tarafına, oradan da ince bir delik açılarak sol tarafına geçilir. İletilen sistemin ucunda, küçük boyutlu özel bir mandal bulunur. Sızdıran kapağın ortasından geçen bu mandal, kapanmayan iki yaprakçığı yakalar ve tam ortalarından birbirine zımbalar. Böylece büyük ve sızdıran tek bir delik yerine, sızdırmazlığı artmış çok daha sıkı iki küçük delik elde edilir.
Kanın geriye kaçışı bu sayede anında ve belirgin bir şekilde azalır. Kalbin üzerindeki o gereksiz yük kalktığı anda, sıvı birikimi nedeniyle şişen akciğerler rahatlar. Hastalar işlem masasında uyanır uyanmaz o rahatlamayı derin bir nefes alarak hissederler. Gece uykuya dalarken yaşanan boğulma hisleri ortadan kalkar ve hastane yatış sıklığı dramatik şekilde düşer. Romatizmal nedenlerle daralmış mitral kapaklarda ise mandal yerine yine kasıktan gönderilen özel bir balon kullanılır. Kapaktaki yapışıklıklar balon şişirilerek açılır ve hastalar uzun yıllar sorunsuz bir şekilde hayatlarına devam edebilirler.
Triküspit Kalp Kapağı Hastalıkları İçin Hangi Modern Yöntemler Kullanılır?
Triküspit kapak, uzun yıllar boyunca kardiyoloji dünyasında hep arka planda kalmış, diğer kapaklara odaklanılırken biraz ihmal edilmiştir. Ancak günümüzde çok net biliyoruz ki kalbin sağ tarafındaki bu kapağın sızdırması tüm vücut sistemini derinden sarsar. Kan, kalbe giremeyip karaciğerde, böbreklerde, bacaklarda ve karın boşluğunda göllenmeye başladığında hastanın hayat kalitesi sıfıra iner. Ayakkabılar giyilemez olur, sürekli bir yorgunluk ve ağırlık hissi bedeni esir alır.
Artık bu kapak için de elimizde, mitral kapakta kullandığımız yönteme benzeyen çok etkili bir silah var. Triküspit kapağın üç yapraklı daha geniş ve karmaşık yapısına özel olarak üretilmiş olan yeni nesil mandallama sistemleri sayesinde, sızdıran bölgeler tespit edilip birbirine tutturulmaktadır. Bu işlem uygulandıktan sonra, karaciğere ve böbreklere vuran o yüksek basınçlı geri tepme ortadan kalkar. Vücutta biriken kilolarca fazla su idrar yoluyla atılır. Hasta hem fiziksel hem de psikolojik olarak büyük bir rahatlama yaşar. Ağır bir açık kalp ameliyatı yaşlı hastalarda böbrekleri tamamen durdurma riski taşırken, bu minimal yöntem sayesinde iç organlar korunarak kalp yetmezliğinin önüne geçilmiş olur.
Kalp Kapağı Hastalıkları İle Birlikte Görülen Kalp Delikleri Nasıl Onarılır?
Kalbimizin yapısında bazen sadece kapaklarda sorun olmaz, odacıklar arasında doğuştan gelen ve kapanmamış olan delikler de bulunabilir. Üst odacıklar arasındaki duvarda bulunan bu açıklıklar, kirli ve temiz kanın birbirine karışmasına neden olduğu gibi, çok daha ciddi bir tehdit de barındırır. Vücudun herhangi bir yerinde, örneğin bacak damarlarında oluşan minik bir kan pıhtısı kalbe ulaştığında, akciğer filtresine takılmadan doğrudan bu delikten geçip beynimize fırlayabilir. Bu da hiçbir belirti vermeden aniden ortaya çıkan inmelere, yani felçlere neden olur.
Bu deliklerin kapatılması için de artık göğsü yarmaya gerek yoktur. Anjiyo laboratuvarında, kasıktan çok ince borularla deliğe kadar ulaşılır. Sistemin içinden çıkarılan ve incecik tellerden örülmüş şemsiye veya çift taraflı düğme şeklindeki akıllı cihazlar, deliğin tam üzerine yerleştirilir. Cihaz serbest bırakıldığında genişler ve deliği her iki taraftan sandviç gibi sıkarak tamamen tıkar. Vücut zamanla bu cihazın üzerini kendi dokusuyla kaplar ve delik tamamen tarihe karışır. Yarım saat süren bu işlemin ertesi günü hasta yürüyerek taburcu olur ve felç riski büyük oranda ortadan kaldırılır.
Kalp Kapağı Hastalıkları Tedavisi Sonrası Günlük Yaşam Nasıl Olmalıdır?
Kasıktan girilerek yapılan tüm bu modern müdahalelerin ardından vücudun toparlanması, geleneksel açık kalp ameliyatlarına kıyasla inanılmaz derecede hızlıdır. Ancak hastane kapısından çıkmak, her şeyin bittiği anlamına gelmez. Vücuda yeni bir parça eklendiği veya bir onarım yapıldığı için ilk birkaç ay adaptasyon sürecidir. Bu süreçte kalbi gereksiz yere zorlayacak aşırı ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmak gerekirken, günlük yürüyüşlerin tam aksine iyileşmeyi hızlandırdığını unutmamak çok önemlidir.
İşlem sonrasında kullanılacak olan ilaçlar, özellikle de onarılan bölgede kanın pıhtılaşmasını engellemek için verilen kan sulandırıcı haplar, hekimin önerdiği süre boyunca kesinlikle aksatılmamalıdır. Bununla birlikte yeni kapağın ve kalbin genel sağlığının uzun yıllar korunabilmesi için yaşam tarzında kalıcı değişiklikler yapmak artık bir zorunluluktur. Tuz kullanımını minimuma indirmek, bedeni ideal kiloda tutarak kalbin taşıdığı yükü hafifletmek ve düzenli olarak kan basıncını kontrol altında tutmak, tedavi sonrası başarılı sonucun kalıcı olmasını sağlayan altın kurallardır.
Kalp Kapağı Hastalıkları Riskini Azaltmak İçin Hangi Adımlar Atılmalıdır?
İster onarılmış bir kalp kapağınız olsun, ister genetik olarak bu hastalıklara yatkınlığınız bulunsun, genel kalp sağlığınızı korumak tamamen sizin elinizdedir. Kalbi yormamak ve kapakçıkların yıpranma sürecini yavaşlatmak için atılabilecek adımlar aslında hepimizin bildiği ama uygulamakta zorlandığı temel sağlık prensipleridir.
Alınabilecek önlemler aşağıdaki gibidir:
- Düzenli yürüyüş
- Tuzsuz diyet
- Sigarayı bırakmak
- Kilo kontrolü
- Tansiyon takibi
- Şeker ölçümü
- Diş fırçalama
Bu listede dikkatinizi belki de diş fırçalama çekmiş olabilir. Ağız ve diş sağlığı, kalp kapakları ile doğrudan bağlantılıdır. Diş eti hastalıkları veya çürükler nedeniyle ağzımızda çoğalan bakteriler, kan dolaşımına sızarak kolayca kalbe ulaşabilir ve doğrudan kalp kapağına yerleşerek orada tahrip edici, ölümcül bir enfeksiyon başlatabilir. Bu yüzden sadece diş fırçalamak değil aynı zamanda düzenli diş hekimi kontrollerine gitmek ve herhangi bir diş çekimi veya işlemi öncesinde doktorunuzun bilgisi dahilinde koruyucu antibiyotik kullanmak, kalp kapağınızı korumanın en beklenmedik ama en etkili yollarından biridir.

Prof. Dr. Kadriye Orta Kılıçkesmez, Türk kardiyoloji alanında önde gelen isimlerden biridir. 24 Ocak 1974’te Tekirdağ’da doğmuştur. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamladıktan sonra uzmanlık alanı olarak kardiyolojiyi seçmiş ve aynı üniversitenin Kardiyoloji Enstitüsü’nde uzmanlık eğitimini almıştır.2015 yılında üniversite tarafından görevlendirilerek Şişli Etfal kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuarını kurmuştur. 2017 yılında profesör olan Kadriye Kılıçkesmez 2020 yılında Prof Dr. Cemil Taşçı Hastanesi’nin kardiyoloji kliniğini ve Angio laboratuvarını kurmuş, kliniğin eğitim kliniği olmasını sağlamıştır.
